? PHP-Nuke Retro Portal

Nostalgischer PHP-Nuke Core auf moderner und sicherer MVC-Architektur.

BREAKING +++ PHP-Nuke Retro Engine ist offiziell gestartet! +++ Sichere Passwrter ber password_hash() +++ CSRF-Schutz aktiv +++ Foren-System komplett modular +++ God-Rolle voll einsatzbereit +++

Mamaþ Anýlarý ve Kültürü

Kategorie: Duyurular | Von admin am 06.08.2007 15:20 Uhr

Gelesen: 260 mal
Rating: 5/10 (1 Stimmen)

Önce bir sýralama yapacaðým


1- Kurtveli dede Turan dede Kamber Eraslan askerliklerini çavuþ olarak yapmýþlardý. Bu nedenle onlara subay olarak askerde kalmalarýna bir hak tanýnmýþtý. Ayriyeten Gönüllü Ali de askerliðini çavuþ olarak yapmýþ Ali Kýlýç (Ali dayým) da askerliðini onbaþý olarak yaptýðý için onlarýnda astsubay olarak kalmalarý hakkýný tanýmýþlardý. Ancak senelerce cepheden cepheye koþarak harp etmeleri onlarý bezdirmiþ ve evlerinden çocuklarýndan haber alamama gibi hasretlikler onlarý caydýrmýþtý.

2- Yusuf Metin askerliðini sýhhiye olarak yapmýþtý o nedenle Yusuf amcaya büyüklerimiz hep doktor derlerdi. Yusuf amcaya da askeri hastanede sýhhiye olarak görev vermiþlerdi. Tabi harpte sýhhiyelik yaptýðý için kolu kopan bacaðý kopan ve ölüm halinde olan yaralýlara yardým ettiði için bu durumdan bezginlik çektiðini ve devamlý öyle olacak vehmine kapýlarak askerden terhis olarak köyüne dönmeyi uygun bulmuþ.

3- Hasan kâhya (Hasan Bakýr) Atatürk Sivas da 4 Eylül Kongresi yaparken, Kongre kapýsýnda bir hafta güvenlik görevlisi olarak hizmet vermiþtir. Hasan kâhya (Hasan amca) hazýr cevap bir insanmýþ. Bir gün bir köyde misafir iken o evde kaçak raký çýkartýrlarmýþ zaptiyeler (Jandarmalar) o evi basýnca ev sahibi "bu rakýlar aha bu adamýn" diyerek Hasan kâhyayý göstermiþ Hasan kâhya da "raký benimse evde benimdir evi satýn cezasýný ödeyin" demiþ. Bir gün bizim köyde Hasan amca evinde otururken içeriye üç tane genç girmiþ ve oturmuþlar sessiz sedasýz duran gençler "Hasan amca konuþsana" demiþler Hasan amca "ne konuþayým üçünüzün yaþýnýzýn toplamý 25" demiþ. Yani emsalim deðilsiniz sizinle ne konuþayým demiþ. Hasan kâhyanýn hazýr cevaplýðý oðlu Nesimi amcaya sirayet etmiþti. Nesimi amca da (Nesimi Bakýr) meselleme getirirdi.

Mamaþ köyünde bir hazýr cevap da Ali Yüzübenli ( Ali Cüre) vardý. Cüre boyu kýsa ufak tefek demektir. Örnek; sazýn küçüðüne cura deniyor. Demek ki bu eski kelimeyi saz kelimesinde muhafaza etmiþiz. Bir gün Nesimi amca ile Ali amca Kangal dan Mamaþ’a kadar yaya gelmiþler birbirine mesellemle söylemiþler yinede mesellemeyi bitirememiþler.

Ali Yüzübenli (dede) tarlada çift sürüyormuþ azýk olarak da tarlaya kömbe götürmüþ. Yakýn komþu köylerden bir hacý eþekten inmiþ Ali dedeye imaným diye lafa baþlamýþ ama eþek Ali dedenin kömbesini hedef almýþ gidiyormuþ Ali dede hemen "imanýðý þeyderim eþek kömbeyi yiyecek" demiþ.
Yani o rahmetliler köyümüze güzel anýlar býrakmýþlardýr.

Mamaþ köyünde kadýnlardan da hazýr cevap Þerife Yýldýz vardý. O kadýnda fevkalade bir hazýr cevaptý. "Halýða göre halay çek bokuða göre bostan ek" derdi. Þerife aslen Kangal’ýn Yuva köyünden olup Mamaþ da Süleyman Yýldýz namý deðer Hamza’nýn oðlu ile evlenmiþtir.

4- Gönüllü Ali ( Ali Palancý) Askere küçük yaþta gönüllü olarak gittiði için ve ordunun geri hizmetlerinde yine gönüllü olarak haber götürürmüþ ve haber getirirmiþ bir defasýnda Kurtveli dedenin ve Kamber Eraslan’ýn da içinde bulunduðu süvari askeri birliðe Ali Palancý’yý göndermiþler. Ali amca askerlerin geri çekilmeleri gerektiðini söylemiþ askerler geri çekilmiþler ve atlarý yatýrmýþlar atlarda tehlikeyi hissetmiþ gibi sessiz sedasýz yatmýþlar. Kýsa zaman sonra Yunan o bölgeyi yaylým ateþe tutmuþ Ali amca böylece bizim birçok askerin hayatýný kurtarmýþtýr. Ali amcaya askerde de her hizmeti gönüllü yaptýðý için subaylarda hep gönüllü derlermiþ. Bu nedenle Ali amcanýn ismi bile unutulmuþ gönüllü gel gönüllü git diyerek Ali amcanýn ismi gönüllü kalmýþ.

5- Ýnsaf ana (Ýnsaf Bozkurt) Senem bibi (Senem Palancý) ve onlarla beraber Mamaþ’ýn bütün kadýnlarý yaþlýsýyla genciyle kýzýyla geliniyle hep beraber Kangaldan Divriði’ye kadar sýrtlarýnda askeri silah taþýmýþlardýr.

6- Mamaþ’ýn erkekleri cephede olduðu için Mamaþ’lý kadýnlar geceleri daða kaçarlarmýþ ve saklanýrlarmýþ. Bir defasýnda kadýnlar yine daða kaçmýþ saklanmýþlar Ayþe Metin uyuya kalmýþ eþkýyalar köyü basmýþ ve Ayþe metini sopalamýþlar ve çenesini kýrmýþlardý. Kadýncaðýz yaþamý boyu çenesi kýrýk olarak yaþadý. Daha sonra Mamaþ köyünü Adövzel (Ali Kekliðin babasý) ile Ali Eraslan eþkýyalardan korumuþlardýr.

7- Cepheye gönderdikleri askerleri ekseri ayný kazanýn köylerinden hepsini bir cepheye gönderirlermiþ ki hem birbirlerini koruyalar ve hem de cesaret alalar düþüncesi ile uygulamýþlar.

8- Ülke kurtuluþ savaþý verirken cephe civarýndaki köyler Kurtveli dedeyi çaðýrmýþlar ve cem ibadeti yapmýþlar ve ülkenin bir an önce kurtulmasý için dua etmiþler.

9- Mamaþ köyü halký yaþlýsýyla genciyle kadýnýyla geliniyle kýzýyla Kurtuluþ savaþýna katýlmýþtýr. Ben bazý isimler yâd ettim amma Gönüllü Ali amca 14 yaþýnda askere gittiðine göre gerisini siz düþünün.

10- Kurtveli dedenin ve büyüklerimizin kurtuluþ savaþýný anlatýmý þöyleydi;Cephede asla ayrým yapmazdýk hepimiz bir kardeþ gibi caný gönülden birbirimizi korurduk zaten hepimizin amacý aynýydý yani ülkeyi kurtarmaktý. Eger bir askerimiz vurulur da yaralanýr veya ölürse hemen acele olarak o askeri geri hizmetlere verirdik ve gereken yapýlýrdý dediler.

11- Türkiye’ye geliþlerini de þöyle anlatýrlardý; Horasandan Türkiye’ye gelen 80 bin Horasan Erenleri ile büyüklerimizin geldiðini ve Türkiye de bulunan 90 bin Rum Erenleri denilen ve onlarýnda Þaman inancýna baðlý olduðunu ve bu her iki erenlerinde Þaman ve Ýslam sentezi anlayýþýnda bir kültür oluþturduklarýný ve bizim kültürümüzün aslý budur derlerdi.

12- Þu hususta iyi aklýmda kaldý. Kerbela olayýndan sonra Horasan da bulunan Türklerin ikiye ayrýldýðýný, birinci gurubun menfaat karþýlýðý ehlibeyt düþmaný olan saray tarafýný tuttuklarýný buna karþýlýkta Ehlibeytinde bizim büyüklerimiz olan ikinci Türk gurubuna sýðýndýklarýný kýz alýp kýz verdiklerini ve bu nedenle Ehlibeyte akraba olduklarýný, durum böyle olunca da saray ve saray taraftarlarý ile aralarýnda husumet baþladýðýný anlattýlar. Bu hususu benim anlayýþým þöyledir. Ehlibeyt tarafýný tutan Türkler yani Aleviler Hz. Ali’yi ve Ehlibeytini sevdikçe Saray tarafýný tutan yani Sünni Türkler de Hz. Ali tarafýna aþýrý düþman olmuþlar çünkü Saray yönetimi ve taraftarlarý Hz. Ali soyunun güçlenmesi halinde yönetimi ellerinden alacaklarý korkusu vardý. Ýþte Alevilerin Hz. Ali’yi çocuklarýný sevmeleri ve diðer tarafý tutan Sünniler ile aralarýnda bulunan bu husumet en sonu Alevilik ve Sünnilik þeklinde oluþmuþtur. Zaten Aleviler hiçbir zaman yönetimi ele alamamýþlardýr. Bu durumda Aleviler hiçbir zaman Muaviye’nin getirmiþ olduðu yönetimi benimsememiþ ve asla Muaviye tarafýný tutmamýþtýr. Diðer grup da yönetimi ve saray tarafýný tuttuklarý için devamlý yönetici taraf da olmuþlar ve hala da yönetimi ellerine almaktalar veya yönetimcilerin yanýnda olmuþlardýr. Bu vesile ile saray tarafýný ve yönetim tarafýný tutanlar bu gün dahi aþýrý menfaatlere malik olmaktadýrlar.

Dikkat edilirse Hz. Ali ve evlatlarýna Emevi saltanatý zamanýnda bin ay aðza alýnmayacak kadar kötü sözler ve hakaretler yapýlmýþtý. Hz. Ali ve evlatlarýna yapýlan bu hakaret Emevi hanedaný Sultan Aziz zamanýna kadar devam etti. Sultan Aziz de þu þekilde kaldýrttý. Sultan Aziz bir gayrimüslime durumu anlatarak "yarin gel benim kýzýmý iste bende sana sen bir gayrimüslümsün kýzýmý nasýl veririm derim o zaman sen öyle ise Hz. Muhammet camilerde lanet ettiðiniz Ali'ye kýzýný vermedi mi dersin ve gidersin" diyor gayrimüslim Sultan Aziz den kýzýný oðluna istiyor Sultan Aziz de "yahu sen bir gayrimüslümsün benim kýzýmý oðluna nasýl istersin" deyince gayrimüslim de önceden anlaþtýklarý gibi "benim oðluma kýzýný vermemek te haklýsýn amma her gün camilerde lanet ettiðiniz Ali’ye Hz. Muhammed kýzýný nasýl verdi" diyor. O gittikten sonra yanýnda bulunan cemaate "yahu biz ne yapýyoruz bizim peygamberimizin en yakýnýna hakaret ediyoruz bundan böyle Hz. Ali ve çocuklarýna ne camiler de  nede baþka yerde kötü kelimeler kullanýlmayacak" diyerek yasaklamýþtýr. Ancak bu yasak uzun zamandan sonra meyvesini vermiþ yani yüzlerce yýl sonra nispeten biraz rahatlama olmuþsa da yinede Alevi toplumuna iyi gözle bakýlmamýþ Hz. Ali ve çocuklarýna ve onlarý sevenlere zalimce yapýlan o baskýlar Abbasi ve Osmanlý yönetimleri boyunca devam etmiþtir. Bu nedenle bizim büyüklerimiz hep tenha yerlere göç ederek yönetimden de hiçbir þey talep etmeden birbirlerine çok baðlý olarak yaþamýþlar. Ýþte bizim kültürümüz ve büyüklerimizin bize kadar kavuþan kültür ve bilgi ehlibeyt kültürüdür.

Þu hususu da Abbas dede anlattý;
Alevi felsefesinde dört tane büyük melek diye adlandýrýlan Cebrail Azrail Mikail Ýsrafil’in güneþ, toprak, hava ve su olduðunu beyan etti. Yani bu dört ana madde bütün canlýlara yaþam verdiðini ve bu maddelerin ölümsüz olduðunu ve bu dört ana madde asla hasetlik bilmediðini suçlu ve suçsuz olanlarýn bu ana maddelerden faydalandýðýný beyan etti. Meleklerin sonsuza kadar ölümsüz olduðunu ancak onlarýn bedeninin olmadýðýný açýklamýþ oldu. Bu hususu Ýmam Cafer buyruðunda da ben okudum. Eðer bulabilirseniz bu eseri Sefer Aytekin yazmýþtýr. Ayný eser Hz. Adem’in aslýnýn da bu dört ana madde olduðunu açýklýyor. Kur’an-ý Kerimde de Cenabý Allah kün ( Ol ) diyor ve bu dört ana madde her þeyi emre uygun olarak yaratýyor.

Efgani ( Hüseyin) hocada her canlýnýn bir ruhu ( enerjisi) olduðunu bu enerjiyi de baþta insan olmak üzere cenabý Allah bütün canlýya üflemekle verdiðini yani Allahýn da enerji olduðunu beyan etti. Bende bu hususu daha sonra düþünerek þu mantýða vardým.

Ölen insana baktým o ölen insanýn aðzý saðlam amma konuþamýyor, gözü saðlam göremiyor, kulaklarý saðlam duyamýyor iþte o adam öldüðü ve ruh dediðimiz enerji o adamý terk ettiði için sade bedeni kalmýþ. Bedeni de o dört ana madde ile beslenmiþ o adamýn ölümü ile topraktan aldýðý topraða, sudan aldýðý suya, havadan aldýðý havaya ve ateþten aldýðý da ateþe gidiyor.

Bu hususta Hz. Muhammet de "ölen insanlarýn ruhu ameline göre muamele görecek bedeni de topraktan aldýðý topraða, sudan aldýðý suya, havadan aldýðý havaya gidecek, ateþten aldýðý da ateþe gidecek" þeklinde hadis buyurmuþtur. Bu vehme göre insaný kamil olmayan insanlarýn ruhlarý önce madene ondan sonra topraða ondan sonra ot olacak sonra hayvan olacak daha sonra insan alacak eðer insaný kamil olamazsa yine ayný muamele devam edecek ta ki insaný kamil olana kadar. Eskiler Allah'ýn enerji olduðunu ve enerjinin de aslýnýn akýl olduðunu beyan etmiþlerdir. Bu durumda insaný irdeleyelim. Ýnsan da akýl vardýr amma akýla mekân tespit edilememiþtir. Akýl insan bedenini kaplamýþ ve insan bedeninde mekân tespit edilememiþtir.

Örnek El gövdenin kaþýnan yerini bilir diye atasözümüz vardýr. Bir yerimiz kaþýnýnca elimizden tutup da kaþýnan yere biri götürmüyor elimiz hemen kaþýnan yeri buluyor. Yani insanlarýn bütün uzuvlarýnda enerji (akýl) vardýr. Ýþte eskilerin melek diye tanýmladýklarý melekler insanlarýn melikeleridir.

Dinde þöyle bir tanýmlama vardýr. Insanlarýn saðýnda bir melek vardýr o hayýrlarý yazar, solunda da bir melek vardýr o melek de günahlarý yazar deniyor. Oysa bu insanlarýn melikeleridir. Bundan on sene evvel bir olay olsa siz o olayý görseniz o olayý on sene sonra hatýrlýyorsunuz ve gözünüzle gördüðünüzü göz kanallarýnda kulaklarýnýzla duyduðunuzu kulak kanallarýnda yani her þeyi siz bedeninize yazýyorsunuz. Zaten Kur’an bu durumu açýklýyor. Secde suresin de "biz size kulak verdik ki duyasýnýz, göz verdik ki göresiniz, aðýz verdik ki konuþasýnýz" buyuruyor. Yine Kur’an a ters düþen bir hususta her canlý ölümü tadacaktýr emrine göre eðer melekler canlý ise ölmek zorundadýr. Eðer canlý deðilse kulaðý olmayýnca haber getirip götüremez, aðzý olmayýnca getirdiði haberi anlatamaz. Ýþte bu durumda vahi Kehaneti de baþka bir kategoriye girer. Kur’an da "Allah hiçbir varlýkla konuþmaz, Allah peygamberlerin kalbine yazar" buyuruyor. Bu durumda bizim ilham dediðimiz durum konuyu açýklýða kavuþturur.

Hz. Muhammed Mehrac’a gitti mi?
Cenabý Allah’a mekân tespit etmek günahtýr diyoruz. Peygamber Allah’ý bir mekânda bulmuþ olunca mekâný var demektir. Eðer Allah’ýn mekâný yoksa o zaman gökyüzünde Allah’ý aramanýn bir manasý yok demektir.

Hz. Muhammed’in Mehraç da emrolunan beþ vakit namazý irdeleyelim.
Hz. Muhammed gökyüzüne Cebrail’in kanadý altýnda gidiyor ancak belli bir yere kadar Cebrail kanadý altýnda götürüyor ondan sonra Cebrail "ben daha ileri gidemem" deyince Hz. Muhammed Burak diye bir hayvana biniyor ve öylece Beyti mamura varýyor. Orda doksan bin kelam konuþuyor ve Allah Hz. Muhammet’e günde elli vakit namaz farz kýlýyor. Hz. Muhammed mehracdan dönerken Musa peygamberin ruhuna rastlýyor Musa Peygamber "Ya Muhammed ne yaptýn" diyor Hz. Muhammet de "Cenabý Allah günde elli vakit namaz emretti" diyor. Musa Peygamber "bu çok geri dön" diyor. Hz. Muhammed geri dönüyor namaz sayýsýný kýrka indiriyor. Hz. Musa yine çok diyor, Hz. Muhammed geri gidiyor otuz rekâta düþürtüyor. Hz. Musa yine fazla diyor, Hz. Muhammed geri dönüp yirmi rekâta düþürtüyor Hz. Musa yine çok diyor, Hz. Muhammed geri gidip geliyor on rekâta düþürttüm diyor. Hz. Musa yine çok diyor, Hz. Muhammed gidip beþ vakte düþürttüm diyor. Hz. Musa yine çok deyince Hz. Muhammed gayrý utanýyorum diyerek beþ vakit namaza razý oluyor.

Þimdi düþünelim hâþâ Allahýn aklý ermiyor bizim peygamberin de aklý ermiyor her þeyi Musa peygamber ayarlýyor. Oysa bu hikâye zaten Tevrat da vardýr. Ayný hikâyeyi alarak Ýslam dinine mal ediliyor. Çünkü Kur’an da böyle bir açýklama mevcut deðildir. Miratül Makasýt kitabýnda namazýn nasýl meydana çýktýðýný ve Kur’an da Yusuf suresinin baþýnda bulunana Elif, Lam, Ra harflerine göre Hurufi olarak sonradan ihdas edilen bir uygulamadýr. Konu çok uzun olduðu için yazmýyorum. Eðer talep olursa yazacaðým.

Dönelim Mamaþ bilgilerine;

13- O büyüklerimizin sayesinde Mamaþ köyüne asla kumar girmemiþtir. Diðer köyler de ve kazamýz da kumar baþýný almýþ gidiyordu.

14- Köyümüzde halk mahkemesi uygulanýr, alacak alýnýr verecek verilirdi ve herkes barýþ ve kardeþlik içinde yaþardý.

Kurt veli dede 1. Ozanlar yarýþmasýnda kemani çalýyormuþ Aþýk Süleyman da saz ve Süzani ( Vahab Bozkurt) ud çalýyormuþ. Karanlýk köyünden Yarým Ali adýnda bir þahýs da bizim ozanlarla beraber yarýþmaya girmiþ amma zannedersem o da türkü söylemiþ kendini denemiþ ama derece alamamýþ.

Kurtveli dede 1953 veya 1954 yýlýnda Abidin dede ile radyo evine misafir sanatçý olarak gittiler. Ýki adet türkü okudular. Kurtveli dedeye radyo evinde hoca olarak saz öðretmesini istemiþler Kurtveli dede Ocakzade olduðu için halk ne der ne demez diyerek kabul etmedi. Yani Mamaþ gerçekten bir kültür merkeziydi.

Kurtveli dede Abbas dede ve Ýsmail Sözsahibi Kerbela’ya gittiler. Kurtveli dede þu besteyi o zaman bestelemiþtir

Çokdan beri arzumanýn çektiðim

Ya þahý þehidan mürvete geldim

Gözlerimden kanlý yaþlar döktüðüm

Ya þahý þehidan mürvete geldim

Ceddiðin þanýna levlaka levlak

Onun hürmetine halk oldu eflak

Çar pare bölündü ziyan oldu hak

Ya þahý þehidan mürvete geldim

Didelerim doldu kan ile yaþla

Sen kendi þanýna düþeni iþle

Revaný kemterim suçum baðýþla

Ya þahý þehidan mürvete geldim


----------------------------------

Öðüneceðimiz kültürlerden bir örnek;
Ben bir gün öküzleri Mamaþ mevkiinde yayarken uyumuþum öküzler Süleyman amcanýn (Sarý Süleyman’ýn) ekinine girmiþ epey zarar vermiþti. Süleyman amca geldi sakince beni uyandýrdý ve kasýt olmadýðý için "oðlum öküzleri al baþka yerde yay" dedi. Ne zarar ne ziyan talep etmedi. Böylesi durum Mamaþ köyünde çok olmuþtur amma asla zarar ve ziyan talep edilmemiþtir.

Ýþte bu kültürün aslý þudur. Kazaen olan durumlarda vicdanýnýza danýþarak hak talep edebilirsiniz veya etmezsiniz.nBen büyüklerimize neden mahkemeye gidilmediðini sordum bana þu cevabý verdiler. "Mahkemeye gitsek de Hakim yine bu köyden þahit çaðýracak ve þahidin ifadesine göre karar verecek buna karþýlýk avukat parasý mahkeme masrafý ile birlikte iþimizden gücümüzden de kalarak bir çok masraf ödeyeceðiz amma köyümüzde bu masraflardan kurtularak Cem de veya baþka zamanda da iki büyük çaðýrarak hallediyoruz" dediler.

Þu anýmý da yazmak ve sizlerle paylaþmak isterim.
Almanya’nýn Stutgart kentinde Sivaslý mühendis olan Alaaddin ile mühendis olan Alman kýzý Helga ile evlenmiþler. Ancak tabiî ki en samimi arkadaþlarý Mamaþ’lýlar Yusuf Parlak ve Celal baba o civardaki Mamaþ’lýlar dý. Alman kýzý Helga Mamaþ’ý ve Mamaþ’lýlarý çok severdi. Kocasý Alaaddin izine gittiklerinde Helga’yý alýp Mamaþ köyüne götürmüþ iþte Mamaþ demiþ Helga bakmýþ ki Mamaþ kýr bayýr Helga hemen kendini toplayarak "Mamaþ böyle amma insanlarý güzel ve cana yakýn" demiþ.

Bizim gençlik devremizde Mamaþ köyüne gelen civar köy gençleri sanki Ýstanbul’a gitmiþ gibi sevinirlerdi. Çünkü Mamaþ da saz, klarnet çalýnýr yenir içilir ve kardeþçe dostça eðlenilirdi. Mamaþ da her gün bir bayram yapýlýrdý. Bu gün biz o günlerin hayaliyle hayal kuruyoruz.

Yine bir sohbet anýnda isim vermeyeceðim büyüklerimizden birisi "ben hanýmýma hiçbir þey býrakmak istemiyorum" dediði an baþta Kurtveli dede olmak üzere büyüklerimiz o þâhýsa "sen öldükten sonra hanýmýn yaþaya bilmek için kapý kapý toplayacak o zaman sen utanmaz mýsýn?" dediler o zata. "Ben þaka yaptým öyle bir þey olur mu" dedi.

Mamaþ köyünde belki on tane aile muhtaç durumda idi. Kimisinin kocasý ölmüþ çoluk çocuk periþan kimisinin arazisi kýt ve geliri çok az idi. Büyüklerimiz hanýmlarýna ve gelinlerine bu aileleri gözetin derlerdi. Durumu iyi olan aileler o fakir ailenin hanýmýný çaðýrýr "þu bizim yayýðý yay" derdi o kadýnda yayýðý yayardý ondan sonra o kadýna yað yoðurt ve ayran verilirdi. Baþka biride ekmek piþireceði zaman yine o fakir ailenin hanýmýný çaðýrýr ve "ekmeði döndür ve bana yardým et" derdi. Ekmegi piþirdikten sonra o fakir aileye birkaç gün yetecek kadar ekmek ve yað yoðurt ayran verirdi. Bazen evi silip süpürmek için yine o fakir aileyi çaðýrýrlar ve para verirlerdi. Mamaþ da bulunan o yetimler ve fakir aileler kimseye muhtaç olmadan yaþarlardý.

Demek ki insanlar birbirine baðlý olur ve yardýmlaþýrsa her þey yoluna giriyor ve komþu baðý akrabalýk baðý daha güçleniyor.

Bu gün görüyoruz ki fakir aileler çöplerden ekmek topluyorlar. Þu halde eski kültürü ve yardýmlaþmayý kaybetmiþiz böylece akrabalýk ve komþuluk baðlarýný da tamamen koparmýþ duruma geldik.

Mamaþ köyünde Ýlkokulun açýlýþý;
Köyün muhtarý Abdullah Bayram yarýn köyümüzün okulu açýlacak. Bu açýlýþa Sivas Valisi ile beraber iki tanede askeri Paþa gelecek hazýrlýklara baþlayalým dedi. Köylü seferber oldu kimisi yað kimisi bal kimisi davar vs. getirerek yiyecek içecek tamamlandý. Çocuklarý okutmak üzere Malatyalý Musa Üstündað öðretmen olarak atanmýþtý. Musa Üstündað çocuklara okul kýyafetleri giydirdi. Mamaþ’lýlar yaþlýsýyla genciyle köyün altýna toplandý davullar zurnalar sazlar klarnetler çalýyor, sekiz on tane atlýlar cirit oynuyor bu vaziyette Vali ve Paþalar geldi. O gün Mamaþ’ýn bayramýydý. Bu ara ahþap olan köprüyü de yýktýlar ki vali ve paþalar köprüyü de yaptýralar.

Vali ile paþalar okulun içine girdiler Kurt veli dede sazý ile;

Ne tarafdan teþrif etti yolunuz

Merhaba efendim sefa geldiniz

Ne haldadýr vatanýnýz eliniz

Merhaba efendim sefa geldiniz

Ýsmini eþidip yanýða geldim

Harap iken gönlüm þad olup güldüm

Muhabbetinize eðlenip kaldým

Merhaba efendim sefa geldiniz

Ah çeker süzani hasret elinden

Haber almak ister konca gülünden

Bir name yazayým seher yeliylen

Merhaba efendim safa geldiniz

__________________________________________

Peþinden kendi bestesi olan þu besteyi okudu:

Devletimiz bize sahip çýkýyor

Sayýn valim paþam safa geldiniz

Damarýmýzdaki kanlar coþuyor

Sayýn valim paþam safa geldiniz

Yýkýldý köprümüz geçilmez oldu

Çeþmelerimiz yok içilmez oldu

Kilitli kapýlar açýlmýþ oldu

Sayýn valim paþam safa geldiniz

Var olsun devletim var olsun millet

Açýlan yaralar sarýlýr elbet

Bunlardýr þimdilik baþlýca ülfet

Sayýn valim paþam safa geldiniz

-------------------------------------------

Sivas valisi Kadri Erdoðan’la paþalar devamlý konuþuyorlardý. Vali bey "kýsa zamanda köyümüzün köprüsü yapýlacak, içme suyu için su kaynaðý gösterirseniz kýsa zamanda köyümüzün su ihtiyacýný da gidereceðiz ayriyeten taþý kumu size ait olmak üzere birde bu köye sanat okulu sözü veriyorum" dedi. Bir hafta içinde köprüyü kara yollarý yaptý. Köye gelecek su kaynaklarý da Kurtveli dedenin tarlasýndan gösterildi. Bir ay içindede köye su geldi ve köyün beþ yerine çeþmeler yapýldý. Ancak köylü o sene okulun taþýný kumunu temin etmiþ çeþmenin kanallarýný açmýþ ve iþleri aksamýþtý o nedenle sanat okulunun da kumunu ve taþýný temin edersek periþan oluruz dediler ve sanat okulunu istemediler.

Takdire þayan bir uygulama;
Kurtveli dede Malatya’nýn eski adý Hasan Badýrýk þimdiki adý Fetiye olan Nahiye de Cem ibadeti yaparken Cem de taliplerinden birisi meydana çýkar. "Dedem ben yolda giderken bir koyun köpeði bana saldýrdý bende kendimi savunmak için bir taþ attým köpeðin ayaðýna deðdi ve köpeðin ayaðý kýrýldý o köpeðin iniltisi ve gözlerinden akan yaþ beni çok üzdü ne yapmam lazým" diyor.

Kurtveli dede o talibe "sen o köye gideceksin o davar sahibini ve köpeði bulacaksýn köpeðin ayaðýna niyaz edeceksin" diyor o adamda gidip davar sahibini buluyor ve köpeðin ayaðýna niyaz ediyor. Davar sahibi "sizin yolunuza da size de can kurban olsun" diyor. Bu da övünülecek bir Mamaþ kültürüdür.

Kurtveli dede Cemler de Mahþer mahkemesini anlattý;
Mahþer günü bütün insanlar mahþer yerine gelecek her peygamber kendi ümmetine þefaat edecek sýra Hz. Muhammed’e gelince Hz.Fatima arþýn kulpuna el atacak arþý ala titreyecek ey ata sen kime þefaat ediyorsun bu senin ümmetin benim ciðer parelerimi Kerbela da eþi görülmemiþ þekilde þehit ettiler benim neslimi yeryüzünden kestiler benim kýz torunlarýmý çýrýl çýplak develere bindirerek sokak sokak teþhir ettiler benim Ehlibeytimi sevenleri astýlar kestiler sen bunlara mý þefaat edeceksin diye intizar edince Hz. Muhammed þefaat etmeden geri dönecek diye anlatýrdý.

Bir gün Kurtveli dede Turan dede Abbas dede ve Hocafendi otururken onlara "biz neden cemlerde Hz. Muhammedi ve Oniki Ýmamý yâd ederek dua ediyoruz onlara dileklerimizin oluþmasý için dua ediyoruz diye sordum" bana Kur'anýn El Bakara suresin de bulunan 37. ayeti delil gösterdiler o Ayette "Adem Rabbinden bazý isimler öðrendi ve tövbesi kabul edildi". Mealini Kur’an da aradým ve buldum ki gerçekten doðru idi. Ben Kur’an da ki ayeti ve Ehlibeyti ve Aleviliði o zaman daha iyi kavradým. Çünkü Adem’in öðrendiði o isimler bitki ismi olamaz, maden ismi olamaz o isimler hem Allahýn sevdiði ve hem de halkýn sevdiði ve ayný zamanda hakký hukuku ve adaleti uygulayan isimler olmalýdýr.

Yukarda bahsettiðim gibi Horasan erenleri Ehlibeytle içli dýþlý olduklarý için birçok sýrlarý onlardan öðrenmiþler.

Örnek; Þah Ýbrahim Veli bir Türk’tür soyu Musa-yý Kazým’a çýkýyor, Hacý Bektaþ Veli yine Türk’tür soyu Musa-yý Kazýma çýkýyor Seyid Ali Sultan da bir Türk dür soyu Musa-yý Kazýma çýkýyor daha birçoklarý var. Þu halde gerçek kuraný ve Ýslamý Aleviler uyguluyor. Çünkü Kur’an ý ve gerçek Ýslamý Peygamber soyu olan Ehlibeyt Alevilere anlatmýþ ve öðretmiþlerdir.

Cemlerde þöyle nasihatler ederlerdi;
"Hayvanlara iyi davranýn onlara iþkence etmeyin onlarýn yiyecek içecek gibi ihtiyaçlarýný giderin o hayvanlar bize emanettir" derlerdi. "Hayvanlar için onlarýn aðzý yok dili yok ki acýktýk susadýk diyeler siz onlarýn acýktýðýný susadýðýný ve yorulduðunu bilmeniz lazým" derlerdi.

Sadýk babayý örnek verirlerdi. Sadýk baba Karanlýk köyünde bir aðaya azap durmuþ ama devamlý ahýrda hayvanlarýn içinde yatarmýþ. Bir gün aða "Sadýk ne yapýyor hayvanlarýn içinde bakayým" der ve ahýra varýr ki Sadýk baba ahýrýn içinde yatýp yuvarlanýyor. Aða, Sadýk ne yapýyorsun deyince; Sadýk baba aðaya "ey aða biz bu öküzlerle çift sürdük bu hayvanlar yoruldu ben bunlarýn altýný temizledim". “Ama ben yuvarlanýyorum ve deniyorum yerleri rahat oldu mu diye” dediði an aðaya bir korku düþer "bu adam herhalde evliya der ve sabahleyin Sadýk babaya her ne istersen ödeyeceðim benden razý ol ve razýlýkla ayrýlalým" der. Sadýk baba öylece Malatya’ya gider. Orada vefat etmiþ ve mezarý Malatya da’dýr.

Sadýk babanýn þu bestesi beni hem çok düþündürdü ve hem de mest etti. Beste þöyledir.

Hamdülüllah erdi hakkýn ehsaný

Deryayý ummana gark etti bizi

Daim eksik deðil hakkýn ehsaný

Gahi münkür olan terk etti bizi

Üç feriþtah ( melek) çýktý horasan pirden

Ýkisi zahirden birisi sýrdan

Sekiz beþten çýktý beþ oldu birden

Ehli arif olan fark etti bizi

Yel havayý gezdi su hakký buldu

Toprak ile ateþ Cibrile geldi

Hazreti Adem’i harana saldý

Atamýz çift koþtu herk etti bizi

Evvel hayvan idim insandan geldim

Koyun oldum sürülerde yayýldým

Sadýk der þükrolsun kalýbým buldum

Evliya yoluna sevk etti bizi

( Ýzahat)


Matematik de sekiz beþten çýkmaz. Zaten üçüncü hanede sekizin dördünü açýklamýþ oluyor. Yani dört ana maddeyi açýklýyor. Böylece dört ana madde ile dört melaike sekiz sayýsýný tamamlýyor. Beþ diye hitap ettiði isimler Muhammed, Ali, Fatima Hasan ve Hüseyin Hazretleri oluyor. Ancak bazý büyüklerimiz Cennetin sekiz kapýsý vardýr diyerek sekiz sayýsýnýn Cennet olduðunu ve Cennette de yönetimin Hz. Muhammed, Hz. Ali, Hz. Fatima, Hz. Hasan ve Hüseyin Hazretlerine ait olduðunu açýklamýþlardýr. Bu kutsal bu sekiz isimin de bire yani Allaha baðlý olduklarýný açýklamýþlardýr. Sadýk baba son kýtada "Evvel hayvan idim insandan geldim koyun oldum sürülerde yayýldým" sözleri deyriye nazariyesini dile getiriyor. Þu hususu düþünürsek konu daha iyi kavranýr. Allah hayvanlarý daima hayvan olarak yaþatmaz yani bir devri daim olmalý ki adalete uygun ola. Zalim olan insanlar Allah tarafýndan cezalanacaksa öldükten sonra ruhlarý hayvanlara verilecek ki gereken cezayý bulmuþ olalar.

Dedelerimiz Cemler de
Ev halkýnýzýn ihtiyaçlarýný giderin derler ve Cem ibadetinde görülen taliplerin hanýmlarýna çocuklarýna kocasýndan ve babasýndan razý olup olmadýklarýný sorarlardý.
Gençlere anne babalarýna saygý ve sevgi göstermelerini yalan söylememelerini harama ve zinaya mütekayýl harekette bulunmamalarýný salýk verirlerdi.

Kurtveli dede Cem de Sakka suyunun gerçek anlamýný þöyle anlattý;
Mehraçlama da açýklandýðý gibi Salmaný Farisi Kýrklarýn içine geliyor ve Hz. Muhammed’in önüne bir üzüm tanesi koyuyor ve "bu üzümü kýrk kiþiye taksim et" diyor. Hz. Muhammed taaccübe (düþünceye ) dalýyor iþte o zaman Hz. Ali bir bardak suya o üzüm tanesini eziyor ve kýrklara birer yudum içirerek hakça ve adaletle gerçek paylaþýmý saðlýyor. Yani bir üzümü kýrka bölmek ve herkesin faydalanmasýný saðlamak önemlidir.

Cemlerde sað ayak baþparmaðý sol ayak baþparmaðý üzerine konmasýný bazý dedeler þöyle anlatýr. Hz. Hüseyin Dedesi Hz. Muhammet, babasý Hz. Ali’yi ve anasý Hz.Fatima’yý dara çekmiþ. Bu durumu duyan Hz. Hasan bir an önce yetiþerek onlarý dardan kurtarmak isteyip koþarken ayaðý bir taþa veya keseðe deðerek kanamýþ. Hz. Hasan o vaziyette dara durmuþ ve sol ayak baþparmaðý kanadýðý için o kaný göstermemek gayesiyle sað ayak baþparmaðýný sol ayak baþparmaðýnýn üzerine koymuþ derler dedi.

Bir talip benim ayaðým kanamadý ve tertemiz iþte buradayým derse ne cevap vereceðiz dedi ve iþin aslýný þöylece anlattý. “Ýnsanlar öldüðü zaman kefenlenince o ölen insanýn iki ayaðý birleþtirilerek kefenin içine konur yani iki ayak bir kaba girmiþ olur ve o ölü Allahýn divanýna durur. Ýþte Cem ibadetimizde sembol olarak ölümü canlandýrmýþ olarak hakkýn huzurunda olmuþ gibi gerçekleri söylemek hususunu canlandýrýyoruz” dedi.

Kurtveli dede þöyle bir hususu anlattý;
Musa Peygamber Turi Sina daðýna giderken doðru bir aðaç dalý arar ki yaslanarak tutunup daða çýka. Bir dal keser bakar ki o dal eðri onu atar baþka dalý keser. Böylece bir doðru düzgün bir dal bulur eline alarak Sina daðýnda Allah ile bin bir kelime danýþýr ve daðdan inerken aðaç dalýna “ey aðaç bak seni Allahýn huzuruna da götürdüm” deyince aðaç dile gelir ve derki “ya Musa beni Allah’ýn huzuruna sen götürmedin benim doðruluðum götürdü” demiþ.

"Ýþte esas olan insanlarýn doðruluðu dürüstlüðüdür" dedi.

Yine Hz. Musa Turi Sina’ya gittiði bir zamanda Cenabý Allah "ya Musa benim en adi yaratýðýmý huzuruma getir" demiþ. Hz. Musa üç gün araþtýrýr ve en sonunda diþleri dökülmüþ tüyleri savrulan ve aðzýndan salya akan bir köpek görür ve bu köpekten daha adi bir yaratýk olamaz der ve köpeðin boynuna bir mendil baðlayarak Turi Sina daðýna doðru giderken köpek lisana gelir. Hz. Musa’ya “ya Musa sen beni Allahýn huzuruna en adi yaratýk olarak götürüyorsun amma Allahýn huzurunda belki ben senden daha üstünüm” dediði an Hz. Musa köpeðin boynundan mendili alýr ve kendi boynuna takar. Ya Rab benden daha adi bir yaratýk bulamadým dediði an Cenabý Allah “ya Musa eðer o köpeði getirseydin senin halin nice olurdu” der.
Þu hususu iyi kavrayamadým. Sene de bir defa Zekât verirlerdi o Zekât parasýný Türk Hava Kurumuna gönderirlerdi. Ama Zekât mýydý yoksa askeriye ye yardým mý idi onu bilmiyorum. Büyüklerimiz Atatürk’e ve Cumhuriyet’e çok baðlýydýlar belki. Dikkati çekmesin diye kurban bayramýnda gönderirlerdi.

Atasözü niteliðinde bir söz;
Haydar Temel (Hasan Rahminin babasý) derdi ki "herkesin gönlünde bir aslan yatar benim gönlümde de bir eþek sýpasý yatar" derdi. Haydar amcaya neden böyle söylüyorsun deyince Haydar amca bize "çocuklar bakýn bir insanýn içinde aslan yatarsa o insan aslan gibi kürkler saldýrýr ve yýrtýcý olur amma eþek sýpasý mazlumdur hiçbir canlýya zarar vermez onun için ben hiç kimseye zarar vermek istemem onun için eþek sýpasýný tercih ediyorum" dedi.

Abbas dede þöyle bir þey anlattý;
Adamýn biri çok küfür edermiþ bir Âlim insana "ben çok küfür ediyorum bundan nasýl kurtulurum" demiþ âlim kiþi o adama "aðzýna bakla koy" demiþ o adam bakla koymuþ Âlim kiþi sohbete baþlamýþ fakat baþka biri Âlimin konuþmasýný lafa katar ve dinlemezmiþ Âlim o küfür edene "aðzýndan baklayý çýkart" demiþ. Aðzýndan baklayý çýkartan hemen küfürü basýnca "yahu aðzýnda bakla bile ýslanmýyor" demiþ. Yani Abbas dede bazý kýzar küfür demeyim de sert çýkýþýrdý bu örneði kendisi için söz dinlemeyen olursa baklayý hatýrlayýn diye herkesi uyarmýþ olurdu.

Babamla benim aramda þöyle bir anýmýz oldu;
Muharrem ayý geldiði için babamda bende oruç tutuyoruz, ben öküzleri yayýyordum akþamüstü orucumu açmak için öküzleri güneþ aþým zamaný eve getirdim ki orucumu açam babam bana kýzdý ve sinirlendi. Bu ara Haydar Fýrtýna’a (Haydar amca) bizim eve doðru geliyordu babama "Lömen sen bu orucu boz ve orucun kanýna girme" dedi. Babamýn siniri geçti ve beraber gülüþtüler. Ben o zaman bu konuyu kavrayamadým ve Turan dedeye bu durumu sordum. Turan dede bana Yunus Emre’nin (Eðer bir can incittinse bu kýldýðýn namaz deðil. Yetmiþ iki millet dahi elin yüzün yumaz deðil) bestesini ve Kur’an da Bakara suresi 183.ayetinin emrini anlattý.

Bu ayet þöyle emrediyordu.“Ey inananlar sizden öncekilere yazdýðýmýz gibi günahtan, haramdan, kalb kýrmaktan korunasýnýz diye orucu yazdýk” buyuruyor. Yani bir insan bir ömür boyu haramdan, günahtan ve bil umum kötülüklerden korunmalý senede bir ay korunup ta on bir ay zalim ve zülumkar olmamalý diyorlardý.

Cem ibadeti yaparken Cem birlenir ve mühürlendikten sonra dedeler dedelik taliplik bitti derler ve yekvücut olduklarýný beyan ederlerdi. Bu nedenle kýrklar semahý yapanlara coþkulu semah yapmalarý için dedeye arkanýzý dönmenizde bir sakýnca yok semahý coþkulu yapýn bu yola ve dedeye saygýnýz içinizde olsun derlerdi. Çünkü cem ibadeti yapan kýrklar birimiz kýrk kýrkýmýz bir demiþlerdi.

Yaptýklarý sohbetlerde bazý büyüklerimiz hanýmýndan þikâyetçi olursa dedelerimiz ve büyüklerimiz hanýmlar her hususta baþarýlý olamaz amma baþarýlý olduklarý yönlerini görün ve hanýmýnýzýn yapamadýðý varsa siz yardýmcý olun ve onlara yapamadýklarýný öðretin sizler evinizin iþini görmekle küçülmezsiniz bir insan evinin hem kölesidir ve hem de efendisidir derlerdi.

Turan dede bir gün sohbette þöyle bir nasihat anlattý.
Bir aða iki tane azap tutmuþ (Azap o evde geceli gündüzlü kalan ve bütün iþleri yapan,iþçi ise günlük çalýþan anlamýndadýr) azabýn birine aylýk 5 lira ödermiþ diðer azap aylýk 20 lira ödermiþ. Aðaya baþka bir aða misafir gelmiþ konuþurlarken bu azaplara aylýk ne ödüyorsun diye sorunca aða birine aylýk 5 lira ödüyorum birine de 20 lira ödüyorum deyin misafir olan aða yahu hiç olmazsa ötekine de 10 lira öde deyince Aða dur deneyelim dedi. Beþ liralýk azaba oðlum falan yere bir misafir gelmiþ git de öðren bakalým diyor 5 liralýk azap gidip öðrenip geliyor aða ona soruyor misafir gelmiþ mi Azap evet.

Aða ne zaman gelmiþ

Azap bilmiyorum

Aða adý ney

Azap bilmiyorum

Aða nereliymiþ

Azap bilmiyorum diyor

Aða ayda yirmi lira alan azaba git o misafirden bize havadis getir diyor azap gerekli bilgiyi alýp geliyor

Aða misafir gelmiþ mi?

Azap evet

Aða ne zaman gelmiþ azap biraz önce

Aða adý ney

Azap adý Yusuf

Aða nereliymiþ

Azap Malatyalý deyince o bir aða aðaya buna verdiðin 20 lira az ötekine verdiðin beþ lira ona çok diyor.

Turan dedenin bu örnek konuþmasý topluma ve gençlere bir nasihattir. Yani Turan dede topluma yaptýðýnýz iþleri doðru temiz ve noksansýz yapýn iþlerinizi baþtan savmayýn diye nasihat ederdi.

Biraz da Mamaþ’ý tanýyalým
Mamaþ kelimesinin anlamý kekeç manasýna gelir. Mamaþlýlar Mamaþ’a yerleþmeye baþlayýnca Mamaþ ta bir adam yaþýyormuþ bu adam aþýrý ibadet yapýyormuþ devamlý ibadet ettiði için o adama sofu derlermiþ. O adamý göremeyenler Sofu nerde diye sorunca Sofu yurdundadýr derlermiþ bu nedenle Sofu yurdu mevkisine sofu yurdu denilmiþtir. Bunu anlatan Kurtveli dedenin Hanýmý Elif Bozkurt’tur.

Mamaþ mevkiinde Purotlar ismin de bir mevkii vardýr. O civarda 13, 14. asýrda Purotlar adýnda bir beylik yaþamýþtýr. Kale de o beyliðin merkezidir. Zaten kalede evlerin yýkýntýsý harabeleri hala vardýr. Eski beylikler taraftarlarýna bizim beylik adýmýzý tarlaya, köylere veya kasabalara isim olarak verin ki beyliðimiz devamlý yad edilsin derlermiþ. Purotlar’dan hala Karanlýk ve Zerk köyünde yaþayanlar vardýr.
(Kaynak eski Türk tarihi)

Urmanlý mevkiisi; Eskiden ormana urman derlermiþ ancak þive deðiþikliði ile bu gün orman denilmektedir.

Bir örnek; Kaþlýða taþlýk dememiþ ayný eski ismini muhafaza etmiþiz. Çünkü yüzüklerde bulunan taþa kaþ diyoruz.

Örnek; sineðe eskiden cibin derlermiþ bu nedenle sinekliðe cibinlik diyoruz. Yani bazý hususlarda eski Türkçemizi muhafaza etmiþiz bazýlarýnda muhafaza edememiþiz.

Kýzlar daðý; Bu hususta bir benzetme yaparak iþi çözmeye çalýþacaðým. Kýrgýzlarýn aslý kýrk kýzlardýr. Kýrgýzlarýn padiþahýnýn kýzý kýrk kýz arkadaþý ile su kenarýnda eli bir su köpüðüne deðer ve padiþahýn kýzý hamile kalýr padiþah kendi kýzý ile arkadaþlarýný daða sürer ve o kýzlar daðda evlenir ve çoðalýrlar ve Kýrgýzlar ýrkýný meydana getirirler. Kýr kýz yaban kýzý dað kýzý anlamýna da gelir. Ben padiþahýn kýzýnýn baþka bir genç ile iliþki kurduðunu ancak babasýndan korktuðu için böyle bir þeye baþvurduðunu düþünüyorum. (Kaynak eski Türk tarihi)

Bizim kýzlar daðýnda da böyle bir efsane geçtiðini ve belki de Purotlar beyinin kýzý olduðunu ancak kýzlar daðýnda mezarý bulunan o üç bacýnýn veya üç kýz arkadaþýnýn iftiraya uðradýðýný bu nedenle o kýzlara aþýrý sevgi gösterilmesini tahmin ediyorum.

Kýzlar daðýnda mezarý bulunan o kýzlar fakir ve gariban ailelerinin kýzlarý olsaydý hiç kimse ilgi göstermez ve öylece kayýp olurdu. Zaten halk tarafýndan sevilen sayýlan söz sahibi zatlarýn küçücük bir hediyeleri bile çok kýymetlidir Örnek Hz. Muhammed’in sözleri Kur’an a eþ deðerde görünür. Ayný sözü bir baþkasý söylese hiç de ilgilenen olmaz.

Fehlan ziyareti; Asýl adý Felhan’dýr. Eski Türkçe de fer güç anlamýna gelir. Bu zat keramet sahibi sözü dinlenen bir evliyadýr. Zaten evliyalarýn mezarlarý dað baþlarýndadýr. Bütün dinlerde daðlar kýymetlidir. Hz.Musa Turi Sina daðýnda Allah ile konuþmuþ, Hz. Muhammet’e ilk Kur’an ayeti Hira daðýnda nazil olmuþtur. Þamanizm de dað baþlarý kutsaldýr. Tabii Þamanizm bütün dinlerden eski olduðu için Þamanizm’in bütün dinlere etkisi olmuþtur. Nuh peygamberin de aðrý daðýna sýðýndýðýný okuyoruz
Ýþte Ferhan halkýn yanýnda yer aldýðý için düzenli bir mezarý bile yapýlmamýþ ancak Ferhan o daðda ölmüþ mü yoksa bir keramet mi göstermiþ bilmiyorum.

Zübeyir mevkisi; Zü çif veya iki anlamýna gelen eski Türkçedir. Bu mevkide de eski Türkçeyi muhafaza etmiþiz ve iniþli yokuþlu diyerek isim yâd etmiþiz.

Küp tepesi diye bir mevkiimiz vardýr. O civarda küp imal edilmiþ o tepeyi eþtiðimiz zaman küp kýrýntýlarý çýkmaktadýr. Zannedersem Purotlar o mevkide küp imal etmiþlerdir. Ancak küp tepesinin içinde mezar olduðunu ve o yöre beyinin birçok deðerli eþya ile küp tepesine gömüldüðü ve üzerini de toprakla yýðma yaparak bir tepe þekline getirildiði söyleyenlerde vardýr.

Gön çayýrý; Gönü yüzülmüþ bir hayvanýn gönünün þeklini aldýðý için gön çayýrý adýný almýþtýr.

Gen çayýrý; Eski Türkçede geniþ olan yerlere gen derlerdi. O nedenle geniþ olan gen çayýrýna gen çayýrý adý verilmiþtir.

Keklik çayýrý dediðimiz o mevkide çok eskiden keklikler sürü sürü gelir o çayýrlýkta hem sulanýr ve hem de beslenirlermiþ o nedenle keklik çayýrý adýný almýþtýr.

Kürünnü mevkiisin de mal davar su içsin diye çeþmelerin ayaklarýna kürün yapýlmýþ ancak sonradan o akarsular kurumuþ.

Kürünnü’nün yakýnýnda Körpýnar diye bir mevki vardýr bu gün su akmýyor yani su akmadýðý için kör diyoruz. Kürünnü’ye de Körpýnar’ýn suyu akarmýþ.

Mamaþ’ýn birde çamlýk mevkisi vardýr Mamaþ’a ilk yerleþtikleri zaman o mevki olduðu gibi çam aðaçlarý ile kaplý imiþ o nedenle o bölgeye çamlýk adýný vermiþler.

Yanýklý mevkiisin de bir orman yangýný olmuþ o nedenle o bölgeye yanýklý adý verilmiþtir.

Tencilli eski Türkçe de sevimli neþeli anlamýna geliyor. Ýlk yerleþim senelerinde daðýn arkasýný yayla olarak kullanmýþlar. O nedenle yaylaya gidenler yaylada yiyip içiyor yað bol kaymak bol yiyelim içelim eðlenelim þeklinde Tencilli demiþlerdir.

Kurtkulaðý; O mevkide bazý taþlar kulak þeklini aldýðý için kurtkulaðý diye isim koyduklarýný söylerlerdi.


Diesen Artikel bewerten:
Kommentare (0)

Noch keine Kommentare vorhanden. Schreibe den ersten!

? Eigenen Kommentar verfassen