? PHP-Nuke Retro Portal

Nostalgischer PHP-Nuke Core auf moderner und sicherer MVC-Architektur.

BREAKING +++ PHP-Nuke Retro Engine ist offiziell gestartet! +++ Sichere Passwrter ber password_hash() +++ CSRF-Schutz aktiv +++ Foren-System komplett modular +++ God-Rolle voll einsatzbereit +++

KÜRESEL ISINMA KÜRESEL POLÝTÝKALAR GEREKTÝRÝYOR

Kategorie: Duyurular | Von admin am 25.06.2007 23:17 Uhr

Gelesen: 91 mal
Rating: 5/10 (1 Stimmen)

Evet Yücel Sivri,
Berlin, 27 Mart 2007

Jeder ist Schmied seiner Umwelt
Egal was die Wissenschaftler für düstere Klimaprognosen liefern, schon aus Gründen der Gesundheit und Ästhetik sollte jeder sein Beitrag zu Umweltschutz leisten. Schon lange machen die Sauberkeit, Bildung, Kleidung usw. zusammen nicht die Körper- oder Geistesreinheit aus. Der Mensch als Teil der Natur und Gesellschaft braucht dringend eine neue, erweiterte Form der Kulturinterpretation, in der das Pekunäre höchstens zweitrangig bleiben muss. Nur so ist die dauerhafte Gewährleistung einer lebewesenerträglichen Umwelt möglich, in der Mensch, Tier, Vegetation und Glück gedeihen kann.
KÜRESEL ISINMA KÜRESEL POLÝTÝKALAR GEREKTÝRÝYOR
Dünya, artýk çocukluðumuzdan tanýdýðýmýz Dünya deðil. Küçüklere anlattýðýmýz kendi çocukluk yýllarýmýz onlara çoðu zaman masal gibi geliyor adeta. Dünya’yý – münferit deðil de kitlesel olarak -  kirletme tarihi 18. yüzyýlýn sonlarýnda sanayi devrimiyle baþlayýp, nükleer ve konvensiyonel silahlarýn kullanýldýðý savaþlarla doruða erdi. Avrupa ve anglosakson kökenli destrüktizm kültürü ekonomik düzlemde güçlü ülkelerin (dikkat ediyorsanýz ‚geliþmiþ ülkeler’ terimini kullanmaktan çekiniyorum) son 30-35 yýllýk bir zaman dilimi içinde tamamen kapitalist nedenlerle kaynaklarý oburca tüketme yarýþýyla doruða erdi. Sanayileþme insallaþmanýn önüne geçince küresel anlamda ortaya multipleks bir ürün çýktý: desenformasyon-destrüksiyon-deformasyon sacayaðýnýn üzerinde yükselen özyýkým. Ýnsanlýðýn sanat, kültür, ahlak, din, dil gibi kitlesel buluþlarýndan yalnýzca biri. Ancak gariban dünyalýlarýn izlemekle yetindebildiði bu küresel yýkým yarýþýnda G8 trikolu atletler final ipini göðüslemekten çok uzaktalar, hâttâ pistin sonu dahi görünmüyor daha.

 

Birlikte dünya nüfusunun üçte birinden fazla bir bölümünü, hâttâ neredeyse yarýsýný oluþturan Çin (1,4 milyar), Hindistan (1,1 milyar), Brezilya (200 milyon) ve Meksika (100 milyon) gibi yükselen iktisadi deðerler insanüstü bir azimle Dünya kaynaklarýný sömüren ülkeler ligine oynuyor. Yýllardýr süren ezilmiþliðin, sömürülmüþlüðün geri kalmýþlýðýn faturasý hâlâ bu dramý sürdürmek zorunda olan ülkelere çýkmamalý oysa.
Öte yandan Fransa, Ýngiltere, Ýspanya ve sonradan bunlara katýlan ABD, Rusya ve Almanya gibi ülkeler birkaç yüzyýldýr, önceleri keþiflerle, sonralarý kolonileþmeyle, ve nitekim askerî, demografik ve teknolojik güçleri marifetiyle emperyalist ve kapitalist düþlerini gerçekleþtirip toplu halde insan ve doða kaynaklarýný helak etme yöntemi geliþtirdi. Sürekli semirmek suretiyle mucidi olduklarý sistemi yaþattýlar. Aralarýndan iflas edip ayrýlanlar olmadý deðil. Rusya örneðinde olduðu gibi. Ama bu tür fireler onlarý yýldýramazdý. Tam tersine postkomünist Rusya’nýn býraktýðý, daha doðrusu terketmek zorunda kaldýðý pazarý, hinterlandý (muhterem arada bir diþ göstererek istemdýþý komiklikler yapsa da) insanlarýyla, doðal kaynaklarýyla kendi aralarýnda paylaþma yarýþýna girdiler.



Bu ülkeler ulaþtýklarý ekonomik gücün, müreffeh düzeyin sanki neredeyse sýnýrsýz keyfini sürmüyorlarmýþ da yeþili, garibaný çok seviyorlarmýþ edasý ile aralarýna karýþmak isteyen bu yeni yetme lokal güçlere ekoloji polisini oynuyorlar. „Aman, bizim yaptýðýmýz yanlýþlarý bari siz yapmayýn“ ya da „öyle deðil de böyle yapsanýz Dünya’mýz için daha hayýrlý olur“ tenorunda laflarla olaya ekolojik ve didaktik açýdan yaklaþýyormuþ gibi yapýp bunlarý hem oyalýyorlar hem de bir güzel kendi geliþtirdikleri teknolojiler satmaya çalýþýyorlar. Pes yani!!!



Gerek birinci lige oynayan bu sözümona geliþmekte olan ülkelere gerekse basiretleri baðlanmýþ gariban ülkelere olsun, sahipsiz olmadýklarý hissini vermeye çalýþýyorlar öte yandan onlarý ucuz üretim yapan taþeronlar, potansiyel tüketiciler (taþýyýcý, yiyici, içici, giyici, okur, kullanýcý vs.) olarak görüyorlar. Ancak bu ülkelerin yurttaþlarý oralardan çýkýp da Anglosakson veya Batý Avrupa ülkeleri’ne, ziyaret amacýyla bile olsa, düþtüðünde al sana vize belasý!.. Eee… ne oldu? Hani sen insaný seviyordun? Humanisttin. Kültürünü ve mantaliteni empoze etmek istiyordun. Býraksana adam gelsin gezsin, yaþasýn, yesin içsin. Eðer baskýn kültürün varsa, teknolojini ve ekonomini de bunun bir parçasý olarak görüyorsan dahe ne istiyorsun? Toleransýn bittiði yerde mi baþlýyor bu mantýk denen illet hep? Yoksa kültür nalýncý keseriyle mi biçimleniyor her daim? Aðacýný, gazýný, muzunu, yeraltý cevherlerini, kahvesini, çayýný, limonunu, külliyen mutfaðýný, iþine gelince iþgücünü istediðin insanlara biraz daha saðduyulu ve saygýlý davransan ne iyi olur. Müreffeh ülkeler ekonomik hegamonyalarýný gariban ülkelerin sömürülmesine endekslemeseler ne güzel olur.  Kendi refah düzeylerinin bekaasý için teknolojilerini ve kültürlerini onlara direterek üretmekte oldukarý, 70’lerden bu yana prototip olma aþamasýnda güdük kalmýþ „çevre sevgisi“ni Demokles’in kýlýcý gibi, amaçlarý çoðu zaman hayatlarýný idame ettirmekten öteye gidemeyen insanlarýn tepesinde sallamasalar.
Bu kollektif sömürü öyle bir boyuta ulaþtý ki, artýk G8 ülkeleri çýkardýklarý kokulardan, ortalýkta biriken pisliklerden kendileri dahi rahatsýzlýk duyup Kyoto çerçevesinde uzlaþma yollarý arýyor. En azýndan rahatsýz olduklarý havasýný estiriyorlar dünya kamuoyunda. Üstelik bunu humanizm kisvesi altýnda, uluslararasý yardýmlaþma spektrumu dahilinde kulaða çok hoþ gelen kýsaltmalarla bir ticarî sektör haline getiriyorlar. Bu çercevede ürettikleri teknolojik ve mental mallarý yükseliþe geçmiþ ya da burnu pislikten henüz çýkmayan, en diplerde nebatî hayat sürdüren ülkelerin insanlarýna, hâttâ diktatörlerine elinde oyuncak haline gelmiþ olan „muz cumhuriyetleri“ne bile kastýrmaya çalýþýyorlar.
Sera gazý salýnýmlarýný azaltma konusunda hemen hemen hiçbir çaba harcamayan ve Kyoto Protokolü’ne imza atmamakta direnerek kontraprodüktif davranan ve mýzýkçýlýk yapan ABD hâlâ enerjisinin üçte ikisini kömür ve petrol gibi fosil yakýtlardan elde ediyor ve bu yönde henüz olumlu bir politik çizgi ne yazýk ki gözlenemiyor.


Sanayileþmeden bu yana atmosferdeki karbondioksit oraný binde 280'den 370'e çýkmýþ. Yani bir baþka deyiþle son çeyrek binyýlda atmosferdeki karbondioksit oraný yaklaþýk üçte bir oranýnda, Dünya’nýn ortalama küresel sýcaklýðý da son yüzyýlda 0.5°C derece artmýþ. Bu artýþ kömür, petrol ve bazý doðal gazlarýn yoðun biçimde kullanýlmýþ olmasýna baðlanýyor.

Ýklim deðiþikliðini engelleme konusunda yoðun çaba sarfeden ülkeler Dünya’yý bu hale getiren Fransa ve Ýngiltere ile kolonicilik trenini son vagondan yakalayabilmiþ olan Almanya. Örneðin Kanada, Rusya, Ýtalya ve Japonya 2050’ye kadar 2°C derecelik küresel sýcaklýk artýþýný önlemek için belirlenmiþ olan kriterleri yerine getirmekten çok uzakta.  


Alpler’deki kayak merkezleri giderek daha az karla yetinmek zorunda kalýyor. 240 milyon turistin kayak yapmak üzere ziyaret ettiði Alp ülkeleri Almanya, Fransa, Avusturya ve Ýsviçre’deki tesislerde doluluk oraný yüzde 20 ve öyle ki, artýk buralarda pistlere helikopterlerle kar taþýnýyor. Yani Alpler’de durum vahim.

Ýngiltere Meteoroloji Kurumu’nun (MET) açýklamalarý, Avrupa ülkelerinde aralýk ayý sýcaklýðýnýn mevsim normallerinin 3 - 5°C derece üzerine çýktýðý yönünde. 40 yýl aradan sonra ilk kez bir yýlbaþýnda ünlü Kremlin Meydaný’nda insanlar karsýz kaldý.  Sibirya'da bile hava sýcaklýðýnýn 45 yýl öncesine kýyasla 3°C derece daha yükseldiði açýklandý. Rusya’nýn nispeten ýlýman kesimlerinde þu aralar papatyalarýn ve menekþelerin açtýðý haberleri bile geliyor.

Balkan ülkelerinden Romanya ve Bulgaristan’da sýcaklýklar 15°C dereceyi aþtý. New York’ta o ne keza. Rivayete göre Central Park’ta aðaçlar çoktan çiçek açmýþ. Güney Avrupa ülkelerinde insanlar bu mevsimde denize giriyormuþ.


AB Komisyonu’nun hazýrladýðý bir rapor, Kuzey Avrupa’da bundan böyle ýlýman bir iklimin hüküm süreceði, tarým üretiminin ise yüzde 70 artacaðý yönünde bir önteþhiste bulundu. Yani böyle giderse Kuzey Denizi sahilleri yeni bir Riviera olup çýkacak. Ýskandinav ülkeleri ve Ýngiltere küresel ýsýnmanýn keyfini sürecek. Absürd geliyor insana deðil mi?

Türkiye’de durum ortada. Geçen sene baþýnda Ýstanbul’daki 17 su kaynaðýnýn yüzde 81’i doluyken, bu yýl bu oran yüzde 56’ya düþtü. Baraj ve diðer su kaynaklarýnda geçen yýla oranla yüzde 25’lik bir azalma yaþanýyor. Aralýk 2005’te barajlarýn doluluk oraný yüzde 64 iken, ayný oran Aralýk 2006’da yüzde 58’e düþtü.

Tekstilde durum ne peki? Konfeksiyoncular, trikocular sanki hep bir aðýzdan konuþuyor: „Kazak mont satýþý % 40 düþtü. Eski kýþlar yok artýk. Kalýn, deðil ince ürünler satýlýyor.“ Küresel ýsýnma tekstil sektörünü yeni bir sýnava davet ediyor: Kreasyonlar gitgide inceliyor. Kaban, palto ve kazaklar soðuk bir kýþa hazýrlýk yapan tekstilcilerin elinde patladý. Ýnþaat, tarým gibi sektörler dýþýnda tekstilde de küresel ýsýnma yüzünden dengeler deðiþmekte. Ýklim trendini iyi izleyenler ayakta kalabilecek ancak. Küresel ýsýnma koleksiyonlarý külliyen deðiþtirdi. Artýk gömlek hafifliðinde ceket üretiliyor.  Ayakkabýcýlar da benzeri açýklamalarda bulunuyor: „Artýk botlar revaç görmüyor. Kýþ mevsimi yaþamadýk gibi birþey.“ Ayakkabý üreticileri mart ayý gelmeden yazlýk sezona geçtiklerini söylüyorlar

Doðalgaz tüketimiyle ilgili sayýsal verileri de iklim deðiþikliðini belgeleyen göstergeler olarak kullanabiliriz. ÝGDAÞ’ýn abone sayýsý artmasýna raðmen doðalgaz tüketimi azalmýþ. Sanýrým burada sayýlarý tek tek vermenin pek anlamý yok.
Herkes Dünya’nýn kötü gidiþatýndan sorumludur. Küresel ýsýnma ve çevre kirliliði bakýmýndan alýnmasý gereken önlemler son derece elzem. Bilimadamlarý bu gidiþle 10 yýl sonra gelinecek noktadan artýk geri dönüþ olamayacaði yönünde görüþ belirtiyorlar.  Bu tür demeçleri felaket tellalýðý olarak hafife ya da sorumluluk bilinci dahilinde ciddiye almak kendi elimizde.  Mevsim deðiþiklikleri dýþýnda örneðin hayvanlarda göç dönemleri de deðiþiyor. Kýyý þeritleri erozyona uðruyor. Bir yandan mercan resifleri, ormanlar dumura uðrarken diðer yandan kuraklýk, susuzluk, çölleþme gibi sorunlarla yaþama alanlarý daralýyor, gittikçe sýklaþan afetelerle birlikte hastalýklar artýyor ve hýzla yayýlýyor. 2005 Eylül’ünde New Orleans’ta yaþanan kasýrga yarým milyon insaný evsiz barksýz býrakmamýþ mýydý?
Diesen Artikel bewerten:
Kommentare (0)

Noch keine Kommentare vorhanden. Schreibe den ersten!

? Eigenen Kommentar verfassen