?? Foren-bersicht
Dostluk, Arkadaþlýk
?? KURT KUZUYU YEMEYE KARAR VERÝNCE
Dieses Thema hat bisher 110 Aufrufe erhalten.
a
admin
Creator (God)
Dabei seit:
09.07.2026
09.07.2026
KURT KUZUYU YEMEYE KARAR VERÝNCE
PROF.DR. AHMET BERHAN YILMAZ
Kurt kuzuyu yemeye karar verince binlerce bahane bulur derler, günümüz Türkiye’sinde bu durum sýkça yaþanýr oldu. Hepimizin bildiði hikâye susamýþ olan kuzu, nehrin aþaðý tarafýndan su içmektedir. Nehrin daha yukarýlarýnda su içen kurt, kuzuyu çoktan gözüne kestirmiþ, kuzuya seslenir:
— “Hey sen! Benim içtiðim suyu ne hakla bulandýrýyorsun? "der.
Kuzu ise masum masum:
— "Ben sizin suyunuzu bulandýramam ki! Baksanýza, sizin içtiðiniz su bana doðru akýyor". Diyerek cevap verir.
Aklýna kuzuyu yemeyi koymuþ olan kurt biraz daha hiddetlenerek
— "bir de bana itiraz ediyorsun öyle mi?" diye haykýrmýþ ve nihayetinde, kuzuyu yemek niyetinde olan kurt sözünü bitirir bitirmez, kuzunun üstüne atlayýp onu parçalamýþ.
Dolayýsýyla siz, hala sizi midesine indirmeye karar vermiþ olanlara hoþgörü ile yaklaþýyor ve hala kendi insanýnýz yerine onlarý tercih ediyorsanýz aslýnda her þeyi çoktan hak ediyorsunuz demektir.
Bu güzelim vatanda saltanatlarýný paylaþmak ve kaybetmek istemeyenler, bu topraklarda huzursuzluk çýkarmaya devam etmektedirler.
Gerçek þudur ki ne suyu bulandýranlar, ne de bulandýrmak isteyenler bu vatanýn ve bu milletin gerçek sevenleridir. Yukarýdan suyu bulandýranlar da ayný kiþiler, aþaðýda suyu bulandýrdýn diyenler de.
Ama sonuçta bizim kahramanýmýz bir kuzu, anasý da koyun, babasý da koyun. Öyle ya ne kadar yiðit ve cesur olursa olsun, olabileceði en iyi þey, iyi bir koyun olmaktýr. Çünkü bir koyun sürüsünün en iyisi yine bir koyundur.
Aslýnda ortada ne kurt vardýr ne kuzu. Ama birileri rolleri üstlenmiþ ve kabullenmiþlerdir. Koyun rolü dayatýlan ve bunu kabullenenler içinde insan olduðunu hatýrlayýp baþýný kaldýranlara da ilk önce kendi tarafýndakiler, sesini kes sýraný sav derler. Bu hikâye de böyle devam eder gider.
Çözüm nerede diyorsanýz;
Öncelikle kendi insanýmýza da hoþgörülü olmayý öðreneceðiz, affedici olmayý öðreneceðiz.
Milletimizin her türlü özgürlüðe, insanca yaþamaya hakký olduðunu kabullenecek ve milletimizin iradesine saygý duymayý öðreneceðiz.
Üzerimize birilerinin geçirdiði ve bizim de kabullendiðimiz þu koyun postlarýndan sýyrýlýp, insan olmaya karar vereceðiz.
Korkak deðil cesur olmayý öðreneceðiz. Ýnandýðýný saklamayý deðil her yerde doðru bildiðini söylemeyi ve yaþamayý öðreneceðiz.
Vatan, millet sevgisinin, dürüstlüðün en önemli erdem olduðunu beynimize kazýyacaðýz.
Bu milletin ortak deðerlerinin birileri tarafýndan kendi çýkarlarý için nasýl kullanýldýðýný iyice belleyecek ve bu deðerlerimizin bizi aldatmak için kullanýlmasýna müsaade etmeyeceðiz.
Türkiye’yi kamplara bölmek isteyenleri iyice tanýyacak ve onlara kýymet vermeyeceðiz.
Kendilerini toplumun üstünde görerek toplumun iradesine ipotek koymak isteyenleri adam yerine koymayacaðýz.
Bizler sadece günlük ihtiyaçlarý için mücadele eden daha üst seviyede ihtiyaç geliþtiremeyen insanlar olmayacaðýz. Buna baðlý olarak birileri de bizim adýmýza karar vererek bizi yok sayma cesaretine kapýlamayacak.
PROF.DR. AHMET BERHAN YILMAZ
NEREDEN NEREYE
1500'lerde Ýngiltere’de iþler þöyle yapýlýyordu :
Ýnsanlarýn çoðu Haziran'da evleniyordu Çünkü senelik banyolarýný Mayýs ayýnda yapýyorlar, Haziran'da hala çok kötü kokmuyorlardý . Ama yine de kokmaya baþladýklarý için gelinler vücutlarýndan çýkan kokuyu bastýrmak amacýyla ellerinde bir buket çiçek taþýyordu.
Banyolar içi sýcak suyla doldurulmuþ büyük bir fýçýdan meydana geliyordu. Evin erkeði temiz suyla yýkanma imtiyazýna sahipti. Ondan sonra oðullarý ve diðer erkekler, daha sonra kadýnlar, sonra çocuklar ve en son olarak ta bebekler ayný suda yýkanýyordu. Bu esnada su o kadar kirli hale geliyordu ki içinde gerçekten bir þeyleri kaybetmek mümkündü.
Ingilizce’deki "banyo suyuyla birlikte bebeði de atmayýn" (Don't throw the baby out with the bath water) deyimi buradan gelmektedir.
Evlerin çatýlarý üst üste yýðýlmýþ kamýþtan yapýlýyor, kamýþlarýn altýnda tahta bulunmuyordu. Burasý hayvanlarýn ýsýnabilecekleri tek yer olduðu için bütün kediler, köpekler ve diðer küçük hayvanlar (fareler, böcekler) çatýda yaþýyordu. Yaðmur yaðdýðý zaman çatý kayganlaþýyor
ve bazen hayvanlar kayarak çatýdan aþaðý düþüyordu.
Ingilizce'deki "kedi-köpek yaðýyor" (It's raining cats and dogs) deyimi buradan gelmektedir.
Yukarýdan evin içine düþen þeyleri engelleyecek hiçbir þey yoktu. Böceklerin ve buna benzer nesnelerin yataklarýn içine düþmesi büyük bir sýkýntý oluþturuyordu. Etrafýnda yüksek direkler ve üstünde örtü bulunan Ingiliz usulü yataklar buradan gelmektedir.
Zemin topraktý. Sadece zenginlerin zemini topraktan baþka bir þeyden yapýlmýþtý. Toprak kadar fakir (dirt poor) tabiri buradan çýkmýþtýr.
Zenginlerin ahþaptan yapýlmýþ zeminleri vardý. Bunlar kýþýn ýslandýðý zaman kayganlaþýyordu. Bunu önlemek için yere saman (thresh) seriyorlardý. Kýþ boyunca saman sermeye devam
ediliyordu. Bir zaman geliyordu ki kapý açýlýnca saman dýþarýya taþýyordu. Buna mani olmak üzere kapýnýn altýna bir tahta parçasý konuyordu ki bunun adý "thresh hold" (saman tutan; Türkçesi "esik") idi.
Yemek piþirme iþlemi her zaman ateþin üzerine asýlý durumdaki büyük bir kazanýn içinde yapýlýyordu. Her gün ateþ yakýlýyor ve kazana bir þeyler ilave ediliyordu. Çoðu zaman sebze yeniyor, et pek bulunmuyordu. Akþam yahni yenirse artýklar kazanda býrakýlýyor, gece boyunca soðuyan yemek ertesi gün tekrar ýsýtýlarak yenmeye devam ediliyordu. Bazen bu yahni çok uzun süre kazanda kalýyordu. "Bezelye lapasý sýcak, bezelye lapasý soðuk, kazandaki bezelye lapasý dokuz günlük" (peas porridge hot, peas porridge cold, peas porridge in the pot nine days old) tekerlemesinin menþei budur.
Bazen domuz eti buluyorlar o zaman çok seviniyorlardý. Eve ziyaretçi gelirse domuz etlerini asarak onlara gösteriþ yapýyorlardý. Birisinin eve domuz eti getirmesi zenginlik iþaretiydi. Bu etten küçük bir parça keserek misafirleriyle oturup paylaþýyorlardý. Buna "yað çiðnemek" (chew the fat) adý veriliyordu.
Parasý olanlar kalay-kurþun alaþýmýndan yapýlmýþ tabaklar alabiliyordu. Asidi yüksek olan yiyecekler kursunu çözerek yemeðe karýþmasýna sebep oluyor, böylece gýda zehirlenmelerine ve ölüme yol açýyordu. Domatesler buna sýk sýk sebep olduðu için bunda sonraki yaklaþýk 400 yýl boyunca domateslerin zehirli olduðu düþünülmüþtü.
Çoðu insanýn kalay-kurþun alaþýmýndan yapýlmýþ tabaklarý yoktu. Onun yerine tahta tabaklar kullanýyorlardý. Çoðu zaman bu tabaklar bayat ekmekten yapýlýyordu. Ekmekler o kadar bayat ve sertti ki uzun zaman kullanýlabiliyordu. Bunlar hiçbir zaman yýkanmadýðý için içinde kurtlar ve küfler oluþuyordu. Kurtlu ve küflü tabaklardan yemek yiyen insanlarýn aðýzlarýnda "tabak aðzý" (trench mouth) denen hastalýk ortaya çýkýyordu.
Ekmek itibara göre bölüþülüyordu. Iþçiler yanýk olan alt kabuðu, aile orta kýsmý, misafirler de üst kabuðu alýrdý.
Bira ve viski içmek için kurþun kadehler kullanýlýyordu. Bu bileþim insanlarý bazen birkaç gün þuursuz vaziyette tutabiliyordu. Yoldan geçen insanlar bunlarýn öldüðünü sanýp defnetmek için hazýrlýk yapýyordu. Bunlar birkaç gün süreyle mutfak masasýnýn üstüne yatýrýlýyor¸ aile etrafýna toplanýp yiyip-içerek uyanýp uyanmayacaðýna bakýyordu. Buna "uyanma" nöbeti deniyordu.
Ingiltere eski ve küçük bir yerdi, insanlar ölülerini gömecek yer bulamamaya baþlamýþtý. Bunun için mezarlarý kazýp tabutlarý çýkarýyor, kemikleri bir "kemik evi"ne götürüyor ve mezarý
yeniden kullanýyorlardý. Tabutlar açýldýðýnda her 25 tabutun birinde iç tarafta kazýntý izleri olduðu görüldü. Böylece insanlarýn diri diri gömüldüðü ortaya çýktý.
Buna çözüm olarak cesetlerin bileklerine bir ip baðlayýp bu ipi tabuttan dýþarýya taþýyarak bir çana baðladýlar. Bir kiþi bütün gece boyu mezarlýkta oturup zili dinlerdi. Buna mezarlýk nöbeti
"graveyard shift") denirdi. Bazýlarý zil sayesinde kurtulur ("saved by the bell") bazýlarý da "ölü zilci" (dead ringer) olurdu.
Gerçekler bunlar. Kim demiþ tarih sýkýcýdýr diye
SÝZEDE OLUYORMU? :)
— Bir þey tamir ederken elin tamamen yaðlandýðýnda burnun kaþýnýr.
— Yere düþürdüðün bir bozuk para veya bir küçük vida ulaþýlmasý en zor yere yuvarlanýr.
— Ýnsanlarýn seni seyretme olasýlýðý, düþtüðün durumun komikliði ile doðru orantýlýdýr.
— Yanlýþ numara çevirdiðinde çevrilen numara kesinlikle meþgul deðildir.
— Patronuna lastiðin patladýðý için geç kaldýðýný söylediðinde ertesi gün lastiðin gerçekten patlar.
— Gýrgýr geçmeye baþladýðýn anda patron kapýda görünür.
— Sýkýþýk trafikte þerit deðiþtirdiðinde, terk ettiðin þerit daha hýzlý akmaya baþlar.
— Duþa girip ýslandýðýnda telefon çalar.
— Birileri ile karþýlaþma ihtimalin, görünmek istemediðin zaman en üst düzeydedir.
— Bir makinenin çalýþmadýðýný ispat etmen gerektiðinde kesin çalýþýr.
— Kaþýntýnýn þiddeti ulaþma zorluðun ile doðru orantýlýdýr.
— Sinemada sýranýn ortasýnda oturanlar salona en son girerler.
— Üzerine yað-reçel sürülmüþ bir ekmek kesinlikle en pahalý halýya ve yüzüstü düþer.
— Ayaðýnýza tam oturan bir ayakkabý kesinlikle maðazadaki ayakkabýlarýn en çirkinidir.
— Herhangi bir þeyi beðendiðinizde derhal üretimden kaldýrýlýr.
19 MAYISTA GÖKYÜZÜ...
Gökyüzünde ay ve yýldýz
19 Mayýs günü ay ve Venüs'ün batý ufkunda birbirlerine yaklaþarak Türk Bayraðý'ndaki görünümü alacak
Ondokuz Mayýs Üniversitesi (OMÜ) Gözlemevi ve Astronomi Kulübü Danýþmaný Doç. Dr. Hüseyin Kalkan ve Týp Fakültesi Öðretim Üyesi Prof. Dr. Yücel Tanyeri, yaptýklarý açýklamada, 19 Mayýs Cumartesi günü gökyüzünde ender rastlanabilecek bir gökyüzü olayýnýn yaþanacaðýný söylediler.
Bu yýlýn astronomide olaðanüstü rastlantýlarýn bir araya geldiði bir yýl olacaðýný belirten Doç. Dr. Kalkan, en ilginç rastlantýnýn da 19 Mayýs günü yaþanacaðýný açýkladý.
Kalkan, 19 Mayýs günü ay ve Venüs'ün batý ufkunda birbirlerine yaklaþacaðýný, bu görüntünün Türk Bayraðý'ndaki ay ve yýldýzý andýracaðýný söyledi.
Prof. Dr. Tanyeri de Atatürk'ün Kurtuluþ Savaþý'ný baþlatmak üzere Samsun'a çýkýþýnýn 88. yýl dönümüne denk gelen bu olayýn, 500 milyonda bir ihtimal olduðunu söyledi.
ALINTI
PROF.DR. AHMET BERHAN YILMAZ
Kurt kuzuyu yemeye karar verince binlerce bahane bulur derler, günümüz Türkiye’sinde bu durum sýkça yaþanýr oldu. Hepimizin bildiði hikâye susamýþ olan kuzu, nehrin aþaðý tarafýndan su içmektedir. Nehrin daha yukarýlarýnda su içen kurt, kuzuyu çoktan gözüne kestirmiþ, kuzuya seslenir:
— “Hey sen! Benim içtiðim suyu ne hakla bulandýrýyorsun? "der.
Kuzu ise masum masum:
— "Ben sizin suyunuzu bulandýramam ki! Baksanýza, sizin içtiðiniz su bana doðru akýyor". Diyerek cevap verir.
Aklýna kuzuyu yemeyi koymuþ olan kurt biraz daha hiddetlenerek
— "bir de bana itiraz ediyorsun öyle mi?" diye haykýrmýþ ve nihayetinde, kuzuyu yemek niyetinde olan kurt sözünü bitirir bitirmez, kuzunun üstüne atlayýp onu parçalamýþ.
Dolayýsýyla siz, hala sizi midesine indirmeye karar vermiþ olanlara hoþgörü ile yaklaþýyor ve hala kendi insanýnýz yerine onlarý tercih ediyorsanýz aslýnda her þeyi çoktan hak ediyorsunuz demektir.
Bu güzelim vatanda saltanatlarýný paylaþmak ve kaybetmek istemeyenler, bu topraklarda huzursuzluk çýkarmaya devam etmektedirler.
Gerçek þudur ki ne suyu bulandýranlar, ne de bulandýrmak isteyenler bu vatanýn ve bu milletin gerçek sevenleridir. Yukarýdan suyu bulandýranlar da ayný kiþiler, aþaðýda suyu bulandýrdýn diyenler de.
Ama sonuçta bizim kahramanýmýz bir kuzu, anasý da koyun, babasý da koyun. Öyle ya ne kadar yiðit ve cesur olursa olsun, olabileceði en iyi þey, iyi bir koyun olmaktýr. Çünkü bir koyun sürüsünün en iyisi yine bir koyundur.
Aslýnda ortada ne kurt vardýr ne kuzu. Ama birileri rolleri üstlenmiþ ve kabullenmiþlerdir. Koyun rolü dayatýlan ve bunu kabullenenler içinde insan olduðunu hatýrlayýp baþýný kaldýranlara da ilk önce kendi tarafýndakiler, sesini kes sýraný sav derler. Bu hikâye de böyle devam eder gider.
Çözüm nerede diyorsanýz;
Öncelikle kendi insanýmýza da hoþgörülü olmayý öðreneceðiz, affedici olmayý öðreneceðiz.
Milletimizin her türlü özgürlüðe, insanca yaþamaya hakký olduðunu kabullenecek ve milletimizin iradesine saygý duymayý öðreneceðiz.
Üzerimize birilerinin geçirdiði ve bizim de kabullendiðimiz þu koyun postlarýndan sýyrýlýp, insan olmaya karar vereceðiz.
Korkak deðil cesur olmayý öðreneceðiz. Ýnandýðýný saklamayý deðil her yerde doðru bildiðini söylemeyi ve yaþamayý öðreneceðiz.
Vatan, millet sevgisinin, dürüstlüðün en önemli erdem olduðunu beynimize kazýyacaðýz.
Bu milletin ortak deðerlerinin birileri tarafýndan kendi çýkarlarý için nasýl kullanýldýðýný iyice belleyecek ve bu deðerlerimizin bizi aldatmak için kullanýlmasýna müsaade etmeyeceðiz.
Türkiye’yi kamplara bölmek isteyenleri iyice tanýyacak ve onlara kýymet vermeyeceðiz.
Kendilerini toplumun üstünde görerek toplumun iradesine ipotek koymak isteyenleri adam yerine koymayacaðýz.
Bizler sadece günlük ihtiyaçlarý için mücadele eden daha üst seviyede ihtiyaç geliþtiremeyen insanlar olmayacaðýz. Buna baðlý olarak birileri de bizim adýmýza karar vererek bizi yok sayma cesaretine kapýlamayacak.
PROF.DR. AHMET BERHAN YILMAZ
NEREDEN NEREYE
1500'lerde Ýngiltere’de iþler þöyle yapýlýyordu :
Ýnsanlarýn çoðu Haziran'da evleniyordu Çünkü senelik banyolarýný Mayýs ayýnda yapýyorlar, Haziran'da hala çok kötü kokmuyorlardý . Ama yine de kokmaya baþladýklarý için gelinler vücutlarýndan çýkan kokuyu bastýrmak amacýyla ellerinde bir buket çiçek taþýyordu.
Banyolar içi sýcak suyla doldurulmuþ büyük bir fýçýdan meydana geliyordu. Evin erkeði temiz suyla yýkanma imtiyazýna sahipti. Ondan sonra oðullarý ve diðer erkekler, daha sonra kadýnlar, sonra çocuklar ve en son olarak ta bebekler ayný suda yýkanýyordu. Bu esnada su o kadar kirli hale geliyordu ki içinde gerçekten bir þeyleri kaybetmek mümkündü.
Ingilizce’deki "banyo suyuyla birlikte bebeði de atmayýn" (Don't throw the baby out with the bath water) deyimi buradan gelmektedir.
Evlerin çatýlarý üst üste yýðýlmýþ kamýþtan yapýlýyor, kamýþlarýn altýnda tahta bulunmuyordu. Burasý hayvanlarýn ýsýnabilecekleri tek yer olduðu için bütün kediler, köpekler ve diðer küçük hayvanlar (fareler, böcekler) çatýda yaþýyordu. Yaðmur yaðdýðý zaman çatý kayganlaþýyor
ve bazen hayvanlar kayarak çatýdan aþaðý düþüyordu.
Ingilizce'deki "kedi-köpek yaðýyor" (It's raining cats and dogs) deyimi buradan gelmektedir.
Yukarýdan evin içine düþen þeyleri engelleyecek hiçbir þey yoktu. Böceklerin ve buna benzer nesnelerin yataklarýn içine düþmesi büyük bir sýkýntý oluþturuyordu. Etrafýnda yüksek direkler ve üstünde örtü bulunan Ingiliz usulü yataklar buradan gelmektedir.
Zemin topraktý. Sadece zenginlerin zemini topraktan baþka bir þeyden yapýlmýþtý. Toprak kadar fakir (dirt poor) tabiri buradan çýkmýþtýr.
Zenginlerin ahþaptan yapýlmýþ zeminleri vardý. Bunlar kýþýn ýslandýðý zaman kayganlaþýyordu. Bunu önlemek için yere saman (thresh) seriyorlardý. Kýþ boyunca saman sermeye devam
ediliyordu. Bir zaman geliyordu ki kapý açýlýnca saman dýþarýya taþýyordu. Buna mani olmak üzere kapýnýn altýna bir tahta parçasý konuyordu ki bunun adý "thresh hold" (saman tutan; Türkçesi "esik") idi.
Yemek piþirme iþlemi her zaman ateþin üzerine asýlý durumdaki büyük bir kazanýn içinde yapýlýyordu. Her gün ateþ yakýlýyor ve kazana bir þeyler ilave ediliyordu. Çoðu zaman sebze yeniyor, et pek bulunmuyordu. Akþam yahni yenirse artýklar kazanda býrakýlýyor, gece boyunca soðuyan yemek ertesi gün tekrar ýsýtýlarak yenmeye devam ediliyordu. Bazen bu yahni çok uzun süre kazanda kalýyordu. "Bezelye lapasý sýcak, bezelye lapasý soðuk, kazandaki bezelye lapasý dokuz günlük" (peas porridge hot, peas porridge cold, peas porridge in the pot nine days old) tekerlemesinin menþei budur.
Bazen domuz eti buluyorlar o zaman çok seviniyorlardý. Eve ziyaretçi gelirse domuz etlerini asarak onlara gösteriþ yapýyorlardý. Birisinin eve domuz eti getirmesi zenginlik iþaretiydi. Bu etten küçük bir parça keserek misafirleriyle oturup paylaþýyorlardý. Buna "yað çiðnemek" (chew the fat) adý veriliyordu.
Parasý olanlar kalay-kurþun alaþýmýndan yapýlmýþ tabaklar alabiliyordu. Asidi yüksek olan yiyecekler kursunu çözerek yemeðe karýþmasýna sebep oluyor, böylece gýda zehirlenmelerine ve ölüme yol açýyordu. Domatesler buna sýk sýk sebep olduðu için bunda sonraki yaklaþýk 400 yýl boyunca domateslerin zehirli olduðu düþünülmüþtü.
Çoðu insanýn kalay-kurþun alaþýmýndan yapýlmýþ tabaklarý yoktu. Onun yerine tahta tabaklar kullanýyorlardý. Çoðu zaman bu tabaklar bayat ekmekten yapýlýyordu. Ekmekler o kadar bayat ve sertti ki uzun zaman kullanýlabiliyordu. Bunlar hiçbir zaman yýkanmadýðý için içinde kurtlar ve küfler oluþuyordu. Kurtlu ve küflü tabaklardan yemek yiyen insanlarýn aðýzlarýnda "tabak aðzý" (trench mouth) denen hastalýk ortaya çýkýyordu.
Ekmek itibara göre bölüþülüyordu. Iþçiler yanýk olan alt kabuðu, aile orta kýsmý, misafirler de üst kabuðu alýrdý.
Bira ve viski içmek için kurþun kadehler kullanýlýyordu. Bu bileþim insanlarý bazen birkaç gün þuursuz vaziyette tutabiliyordu. Yoldan geçen insanlar bunlarýn öldüðünü sanýp defnetmek için hazýrlýk yapýyordu. Bunlar birkaç gün süreyle mutfak masasýnýn üstüne yatýrýlýyor¸ aile etrafýna toplanýp yiyip-içerek uyanýp uyanmayacaðýna bakýyordu. Buna "uyanma" nöbeti deniyordu.
Ingiltere eski ve küçük bir yerdi, insanlar ölülerini gömecek yer bulamamaya baþlamýþtý. Bunun için mezarlarý kazýp tabutlarý çýkarýyor, kemikleri bir "kemik evi"ne götürüyor ve mezarý
yeniden kullanýyorlardý. Tabutlar açýldýðýnda her 25 tabutun birinde iç tarafta kazýntý izleri olduðu görüldü. Böylece insanlarýn diri diri gömüldüðü ortaya çýktý.
Buna çözüm olarak cesetlerin bileklerine bir ip baðlayýp bu ipi tabuttan dýþarýya taþýyarak bir çana baðladýlar. Bir kiþi bütün gece boyu mezarlýkta oturup zili dinlerdi. Buna mezarlýk nöbeti
"graveyard shift") denirdi. Bazýlarý zil sayesinde kurtulur ("saved by the bell") bazýlarý da "ölü zilci" (dead ringer) olurdu.
Gerçekler bunlar. Kim demiþ tarih sýkýcýdýr diye
SÝZEDE OLUYORMU? :)
— Bir þey tamir ederken elin tamamen yaðlandýðýnda burnun kaþýnýr.
— Yere düþürdüðün bir bozuk para veya bir küçük vida ulaþýlmasý en zor yere yuvarlanýr.
— Ýnsanlarýn seni seyretme olasýlýðý, düþtüðün durumun komikliði ile doðru orantýlýdýr.
— Yanlýþ numara çevirdiðinde çevrilen numara kesinlikle meþgul deðildir.
— Patronuna lastiðin patladýðý için geç kaldýðýný söylediðinde ertesi gün lastiðin gerçekten patlar.
— Gýrgýr geçmeye baþladýðýn anda patron kapýda görünür.
— Sýkýþýk trafikte þerit deðiþtirdiðinde, terk ettiðin þerit daha hýzlý akmaya baþlar.
— Duþa girip ýslandýðýnda telefon çalar.
— Birileri ile karþýlaþma ihtimalin, görünmek istemediðin zaman en üst düzeydedir.
— Bir makinenin çalýþmadýðýný ispat etmen gerektiðinde kesin çalýþýr.
— Kaþýntýnýn þiddeti ulaþma zorluðun ile doðru orantýlýdýr.
— Sinemada sýranýn ortasýnda oturanlar salona en son girerler.
— Üzerine yað-reçel sürülmüþ bir ekmek kesinlikle en pahalý halýya ve yüzüstü düþer.
— Ayaðýnýza tam oturan bir ayakkabý kesinlikle maðazadaki ayakkabýlarýn en çirkinidir.
— Herhangi bir þeyi beðendiðinizde derhal üretimden kaldýrýlýr.
19 MAYISTA GÖKYÜZÜ...
Gökyüzünde ay ve yýldýz
19 Mayýs günü ay ve Venüs'ün batý ufkunda birbirlerine yaklaþarak Türk Bayraðý'ndaki görünümü alacak
Ondokuz Mayýs Üniversitesi (OMÜ) Gözlemevi ve Astronomi Kulübü Danýþmaný Doç. Dr. Hüseyin Kalkan ve Týp Fakültesi Öðretim Üyesi Prof. Dr. Yücel Tanyeri, yaptýklarý açýklamada, 19 Mayýs Cumartesi günü gökyüzünde ender rastlanabilecek bir gökyüzü olayýnýn yaþanacaðýný söylediler.
Bu yýlýn astronomide olaðanüstü rastlantýlarýn bir araya geldiði bir yýl olacaðýný belirten Doç. Dr. Kalkan, en ilginç rastlantýnýn da 19 Mayýs günü yaþanacaðýný açýkladý.
Kalkan, 19 Mayýs günü ay ve Venüs'ün batý ufkunda birbirlerine yaklaþacaðýný, bu görüntünün Türk Bayraðý'ndaki ay ve yýldýzý andýracaðýný söyledi.
Prof. Dr. Tanyeri de Atatürk'ün Kurtuluþ Savaþý'ný baþlatmak üzere Samsun'a çýkýþýnýn 88. yýl dönümüne denk gelen bu olayýn, 500 milyonda bir ihtimal olduðunu söyledi.
ALINTI
Geschrieben am 15.05.2007 16:11 Uhr
? Auf dieses Thema antworten
? Du bist zurzeit nicht angemeldet. Bitte logge dich ein, um Antworten auf Forenthemen zu verfassen.