? PHP-Nuke Retro Portal

Nostalgischer PHP-Nuke Core auf moderner und sicherer MVC-Architektur.

BREAKING +++ PHP-Nuke Retro Engine ist offiziell gestartet! +++ Sichere Passwrter ber password_hash() +++ CSRF-Schutz aktiv +++ Foren-System komplett modular +++ God-Rolle voll einsatzbereit +++
?? Foren-bersicht Atatürk'ün Hayatý

?? Atatürk'ün Vasiyeti

Dieses Thema hat bisher 43 Aufrufe erhalten.

a
admin Creator (God)
Dabei seit:
09.07.2026
[b:c51b4d39ff][color=red:c51b4d39ff]"Malik bulunduðum bütün nukut ve hisse senetleriyle Çankaya'daki menkul ve gayrimenkul emvalimi Cumhuriyet Halk Partisi'ne atideki þartlarla terk ve vasiyet ediyorum:

1 - Nukut ve hisse senetleri, þimdiki gibi, Ýþ Bankasý tarafýndan nemalandýrýlacaktýr.

2 - Her seneki nemadan, bana nisbetleri þerefi mahfuz kaldýkça, yaþadýklarý müddetçe, Makbule'ye ayda bin, Afet'e 800, Sabiha Gökçen'e 600, Ülkü'ye 200 lira ve Rukiye ile Nebile'ye þimdiki yüzer lira verilecektir.

3 - Sabiha Gökçen'e bir ev de alýnabilecek ayrýca para verilecektir.

4 - Makbule'nin yaþadýðý müddetçe Çankaya'da oturduðu ev de emrinde kalacaktýr.

5 - Ýsmet Ýnönü'nün çocuklarýna yüksek tahsillerini ikmal için muhtaç olduklarý yardým yapýlacaktýr.

6 - Her sene nemadan mütebaki miktar yarý yarýya, Türk Tarih ve Dil Kurumlarý'na tahsis edilecektir."

K. Atatürk
[1] Atatürk'ün 5 Eylül 1938 günü Dolmabahçe'de düzenleyerek Ýstanbul 6. Noteri Ýsmail Kunter'e teslim ettiði vasiyetnamesidir.


ATATÜRK'ÜN VASÝYETNAMESÝNÝ YAZMAYA KARAR VERÝÞÝ
Atatürk'ün vasiyetnamesini nasýl düzenlendiðini, Cumhurbaþkanlýðý Genel Sekreteri Hasan Rýza Soyak þöyle anlatmýþtý;

"1938 senesi sonbaharý, Dolmabahçe Sarayý'ndayýz. Bir sabah Atatürk'ün yatak odasýna girdim. Büyük adam, yataðýnda baþý biraz yüksekte arka üstü yatýyordu. Salonu solgun bir güneþ kaplamýþtý. Yüzü fildiþi rengindeydi. Çehresi her gün biraz daha zayýflayýp uzuyor, o gök mavisi gözleri irileþiyordu. Ben yataðýnýn ayak ucuna doðru, gösterdiði yere oturdum. Her zaman ki suallerini tekrarladý:

"Ne haber?"

O günlerde Avrupa'da siyasi hava çok bozulmuþtu. Atatürk umumi endiþelere ve bir takým tehlikeli belirtilere raðmen, Almanlarýn henüz, Ýtalyanlarýn ise hiç hazýrlanmamýþ olduklarýný ileri sürerek müsterih bulunuyor. O sene harp olmayacaðýný, ihtilaflarýn behemahal bir pamuk ipliðine baðlanacaðýný, harbi ancak 1939 senesinde veya ondan sonraki senelerde beklemek lazým geldiðini söylüyorlardý.

Son yirmi dört saat zarfýnda günlük meselelere dair gelen haberleri hülasa ettim. Görüþünü teyid eder mahiyette olan bu haberleri alaka ile dinliyor, ara sýra bazý þeyler soruyor ve kýsa cümlelerle mütalaalar beyan ediyordu. Böyle olmakla beraber düþünceli ve heyecanlý olduðu belliydi.

Sözlerimi bitirince sað kolunu bana doðru uzattý. Doktorlar, kati lüzum olmadýkça kuvvet sarfetmesini yasakladýklarý için hareketlerinde yardým ediyorduk. Elini tuttum, doðruldu, yataðýnýn içinde baðdaþ kurdu. Birkaç dakika denize ve karþý sahile baktý. Belliydi ki heyecanýný yenmeye çalýþýyordu. Gözlerini bana çevirdiði zaman, uzun kirpiklerinin ýslandýðýný farkettim. Bütün hastalýðý boyunca yanýmda gösterdiði yegane zaaf (eðer bu ulvi sükunete zaaf demek uygunsa) buydu. Sonra önüne baktý ve aðýr aðýr konuþmaya baþladý.

"Bu yolda konuþmak benim içinde, senin için de, aðýr bir þey ama baþka çaremiz yoktur. Konuþmaya mecburuz çocuk. Hani seninle ara sýra bir iþimizden bahsederdik. Hatta bunun içinde kanun çýkarýlmýþtý: Þu vasiyetname meselesi. Bugün yarýn o iþi bitirmeliyiz. Nasýl olsa bir gün karnýmdan su alýnacaktýr. Ne olur ne olmaz. Baðýrsaklardan biri delinebilir, baþka bir arýza olabilir. Herhalde ihtiyatlý olmalý."

ATATÜRK'ÜN VASÝYETÝNÝ NOTERE VERÝÞÝ
"Atatürk, 6 Ekim 1938 'de Noter'in getirilmesini istemiþti. Noter Ýsmail Kunter Bey, Prof. Neþet Ömer Bey ve ben, yatak odasýnýn altýndaki bir odada huzuruna girebilme emrini bekliyorduk. Bu daveti alýnca hep beraber üst kata çýktýk ve yatak odalarýna girdik.

Vaziyeti þöyleydi; yataktan çýkmýþ, ipek bir pijama ve yine kýrmýzý ipek bir rob döþambr giymiþ, boynuna koyu viþne renginde ipek bir eþarp baðlamýþtý. Denize bakan pencerelerin önüne koydurduðu bir þezlongun üzerine oturmuþ sigara içiyordu.

Bizi görünce hafifçe kýmýldandý: "Buyrunuz.." dedi.

Tam karþýsýna koydurduðu sandalyelerde üçümüze de yer gösterdi. Hatýrýmda kaldýðýna göre Noter Ýsmail Kunter Bey ile, yeni çýkmýþ olan Noter Kanunu ve Ýstanbul'daki noterler üzerine görüþtü. Getirilen kahvelerin içilmesini bekledi. Sonra önündeki sigara masasýnýn koyduðu kapalý zarfý aldý:

" Bu benim vasiyetnamemdir. Ýcap ettiði zaman muamelesini yaparsýnýz..." diyerek zarfý notere verdi.

ATATÜRK'ÜN VASÝYETÝ ÇÝÐNENDÝ MÝ?
(...)

Þu günlerde Atatürk'ün vasiyetnamesini bir kez daha okumanýn özel bir gereði var. Basýnda yer alan bilgilerden öðrenildiðine göre, Milli Eðitim Bakanlýðý'nda yapýlan bir bölüm çalýþmalarla bir "Türk Bilimler Akademisi" kurulmasý öngörülmektedir. Ayný habere göre "Türk Tarih Kurumu ile Türk Dil Kurumu da bu tasarýyla Akademiye baðlanacaktýr. Ýki kurumun her türlü geliri, mal varlýðý, kitaplýklarý ve personel kadrosu ile Atatürk vasiyetnamesini zedelenmeden, akademi bünyesine alýnacaktýr. Bu kurumlarýn bütün organlarý ile yönetim kurullarý kanun yürürlüðe girince iptal edilecektir."

Bu haber, öteden beri birtakým çevrelerce iþlenen bir temanýn Milli Eðitim Bakanlýðýnýn bugünkü yöneticilerince benimsendiðini göstermektedir. Burada üzerinde durmak istediðimiz bu temelde siyasal nitelikli seçmenin hukuk açýsýndan ve iki noktada irdelenmesidir.

1- Atatürk'ün vasiyeti zedelenmeden böyle bir giriþim gerçekleþebilir mi?

2- Böyle bir giriþim Türk hukuk sistemine göre geçerli olabilir mi?

* * *

1- Vasiyetname, miras býrakanýn son isteklerini kapsar. Türk Özel Hukuku'nda, miras býrakan kiþi kalýtýnýn, nasýl kullanýlmasýný istediðini belirtir. Bugünkü özel hukuk sistemimizin kaynaðý olan Roma Hukuku'nda da vardýr bu, Ýslam Hukuku'nda da. Ýradeye baðlý mirasçýlýðý düzenleyen Yurttaþlar Yasasý (Kanunu Medenî) nin on dördüncü bölümününü dördüncü ayýrýmýnýn genel baþlýðý "Ölüme Baðlý Tasarruflar"dýr. Atatürk de, yasanýn bu kurallarýna uygun biçimde son isteklerini kapsayan vasiyetnamesini Yurttaþlar Yasasý'nýn 485. maddesine göre yazmýþ ve býrakmýþtýr. Aradan kýrk üç yýl geçtiði halde bu vasiyetnameye itiraz eden, iptalini isteyen de çýkmamýþtýr. Öyleyse hukuk açýsýndan geçerli ve kesin bir vasiyettir.

Vasiyetname okunduðunda görülüyor ki, Atatürk'ün bütün taþýnýr ve taþýnmaz mallarý ile paralarýný ve pay belgitlerini Cumhuriyet Halk Partisi'ne yýllýk gelirden belli paralar adlarý bildirilen ve Atatürk'e yakýnlýðý bilinen kiþilere ödenecektir. Kalaný ise yarý yarýya Türk Tarih ve Türk Dil Kurumlarýna "tahsis edilecek"tir.

Atatürk'ün vasiyeti hiçbir duraksamaya yer vermeyecek denli açýktýr.

Cumhuriyetimizin kurucusu büyük insan Cumhuriyete birtakým kuruluþlar da armaðan etmiþtir. Bunlardan bilimsel nitelik taþýyan iki kuruluþun gelir kaynaðýný düþünen Atatürk, malvarlýðýný kurucusu olduðu siyasal kuruluþun gözetimine, kurucusu bulunduðu ekonomik kuruluþun da iþletme becerisine býrakmýþtýr. Nitekim vasiyetnamenin yorumu için açýlan davada da yetkili yargý oranlarý vasiyetnameyi böylece yorumlamýþtýr. CHP, atanan mirasçý (mansup mirasçý), Ýþ Bankasý vasiyeti uygulama görevlisi (vasiyeti tenfiz memuru), kurumlar ise lehine belli mal vasiyet edilmiþ kiþi (musaleh) durumundadýr. (Yargýtay Hukuk Genel Kurulu'nun 22.6.1977 günlü, 1976/2-3219 esas, 1977/648 karar sayýlý kararý.)

Görülüyor ki, iki kurumun mirasçýlýðý hukukumuza uygun biçimde kurulmuþ ve olmuþtur. Bu gelire el konulamaz; baþkasýna verilemez. Böyle bir iþe kalkýþmak Atatürk'ün son istekleri (vasiyeti) ne aykýrý olur. Yani vasiyetnamesi zedelenir. Zedelenme ne söz, ortadan kaldýrýlmýþ, yýkýlmýþ olur.

Ýncelendiðinde görülmektedir ki, Atatürk kalýtýnýn gelirini belli amaçlara vakfetmemiþtir. Yurttaþlar Yasasý'nýn 473. maddesi böyle bir vakýf olanaðýný da düzenlemektedir. Atatürk dilese, kalýtýný belli amaçlara vakfedebilirdi. O bunu yapmamýþ; kalýtým gelirini iki kuruma býrakmýþtýr. Bu bakýmdan o kurumlarýn yapacaðý çalýþmalarý yapan baþka kuruluþlara bu gelir devredilemez. Ayný amaçla da olsa bu iki kurumun mallarýna el konulamaz; geliri baþka kuruluþa devredilemez. Böyle bir iþlem hukuk sistemimize aykýrý olduðu gibi, Anayasamýzýn "mülkiyet ve miras haklarý" düzenleyen kurallarýna da aykýrýdýr.

* * *

Türk Tarih Kurumu da, Türk Dil Kurumu da özel hukuka göre kurulu iki tüzel kiþilik (dernek)tir. Yurttaþlar Yasasý'na ve Dernekler Yasasý'na uygun biçimde kurulan, çalýþan bu iki kurumun mallarýna elkonulmasý - yasayla da olsa - hukuka aykýrý olur.

Bilindiði üzere Türk Tarih Kurumu (Türk Tarihi Tetkik Cemiyeti) 12 Nisan 1931'de, Türk Dil Kurumu (Türk Dili Tetkik Cemiyeti) ise 12 Temmuz 1932'de Atatürk'ün elleriyle kurulmuþtur. Atatürk vasiyetini yaparken bu iki kuruluþ da baðýmsýz varlýklarýný sürdürmektedir. Öyleyse Atatürk, kalýtýný tüzükleriyle belli amaçlarýna harcayacaðýný bildiði bu iki kuruma býrakýrken neyi amaçladýðýný da çok iyi biliyordu. Þimdi, kimsenin kendini Atatürk'ün yerine koyarak bu kalýtý yeniden düzenlemesine olanak bulunmamaktadýr. Atatürk'ün kalýtýný býraktýðý bu iki kurumu ortadan kaldýrarak, ayný varlýðý ve geliri baþkalarýna aktarmak da hukukumuz açýsýndan geçerli deðildir. Böyle bir giriþim kendini Atatürk'ten daha üstün görmek gibi kabul edilmeyecek bir tutumdur.

Kaldý ki, hiç kimsenin, bir kiþinin kalýtýmý, ondan daha iyi kullacaðýný sanmaya da hakký yoktur. Özel Hukuk Sistemimiz böyle olanaðý kimseye vermemiþtir. Ancak öteki mirasçýlar isterse, yargý böyle bir davayý görebilirdi. Onun da süresi çoktan geçmiþtir. Ortada, kesinleþmiþ bir vasiyet vardýr.

* * *

Atatürk devlet kurucusudur. Böyle bir devlet içinde Tarih ve Dil Akademilerinin gereðine inansaydý, O, bu akademilerin kurulmasýný da öngörürdü. Atatürk ilkelerini bilimsel yöntemlerle inceleme amacýyla kurulmasý düþünülen bir Akademi'nin aslýnda Atatürk ilkelerine uygunluðu da tartýþma konusudur.

Atatürk ilkeleri, Türk Toplumunu çaðdaþ uygarlýk düzeyine çýkarma amacýna yöneliktir. Atatürk'ün bu amaca ulaþmak için seçtiði yöntem "devrimci" bir yöntemdir. Türk dilinin geliþmesi ve baðýmsýzlýðýný kazanmasý için "akademi" yerine "kurum" kurmasý da Atatürk'ün bu yöntemini çok iyi bilirler. Kurumu, devimsel (akademik) yapýlý modeldir. Akademi ise, duraðan (statik) dýr. Akademiler, geliþmelerin ardýndan gider. Dünyanýn her yerinde böyledir bu. Oysa Atatürk, geliþmenin önünden gidecek, ona çýðýr açacak bir kuruluþ istemiþtir. Nitekim Türk Dil Kurumu, elli yýla yaklaþan yaþamý boyunca bu devimsel yapýsýnýn gereðini yerine getirmiþtir. Atatürk'ün gösterdiði amaç "Türk dilini, öbür dillerin baskýsýndan korumak ve baðýmsýzlýðýný kazandýrmak" yolunda çok ileri aþamaya eriþilmiþtir. 1930'larda günlük konuþma dilinde Türkçe kökenli sözcüklerin oraný %25'lerde iken, 1980'li yýllarda bu oran %80'e yaklaþmýþtýr. Bu nedenle gerçek Atatürkçüler Türk Dil Kurumu'nun görevini yapamadýðýný ileri süremezler.

* * *

2- Tüzel (hukukî) açýdan da bu iki kurumun ortadan kaldýrýlmasý halinde mallarýný bir Akademi'ye aktarmak olanaðý yoktur.

Yukarýda da belirttiðimiz üzere, her iki kurum da birer özel hukuk tüzelkiþisidir. Özel hukuk tüzelkiþilerinin organlarý vardýr. Tüzelkiþiliði sona erdirme yetkisi bu organlarýndýr. Organlarýn en geniþ yetkilisi olan genel kurulundur.

Özel hukuk tüzelkiþileri de, bir hukuk öznesidir. Bu bakýmdan miras hukukunun da öðesidirler. Kurumlarýn mirasçýlarý, dernek tüzüklerinde yazýlýdýr. Bu tüzükler deðiþtirilmeden kurumlarýn malvarlýðýna elkonulamaz. Türk hukuk sistemine göre böyle bir elkoyma düþünülemez; geçerli de olamaz. Yakýn geçmiþimizde benzer olaylarý anýmsamak yeterlidir.

Kurulmasý düþünülen Akademi'nin bir kamu tüzelkiþiliði olmasý gerekir. Bir kamu tüzelkiþiliði, özel hukuk tüzelkiþileriyle iliþki kurabilir, iþbirliði de yapabilir. Ama onlarýn mallarýna elkoyamaz. Böyle bir iþlem Anayasa'nýn 36. maddesinde yer alan "mülkiyet ve miras haklarý"na aykýrý olduðu gibi, Türkiye'nin imzaladýðý bütün uluslararasý insan haklarý belgelerinde yer alan benzer haklarý da bozar. Bir "hukuk devleti"nde böyle bir iþlem olmamalýdýr.

Kamu Hukuku'nda bir deyim vardýr: "Ýngiltere'de Parlamento her þeyi yapabilir. Yalnýz erkeði kadýn, kadýný erkek yapamaz." Bu deyim XIX. yüzyýlýn "yasalar egemenliði" ilkesini dile getirmektedir. XX. yüzyýlda artýk Ýngiltere Parlamentosu'da bu gücünü yitirmiþtir. Çünkü XX. yüzyýlda geçerli olan "hukukun üstünlüðü" ilkesidir. Yasalar da "hukuk"a uygun olmalýdýr. Hukuka aykýrý yasalarý parlamentolar da yapmaktan kaçýnmaktadýr günümüzdeki demokrasilerde.

* * *

Kiþisel görüþümüz odur ki, yetkili yargý organlarýnýn da yorumladýðý "Atatürk'ün vasiyeti"ni deðiþtirmek Atatürk'ün son istemlerine olduðu kadar, O'nun ilkelerine de hukuka da aykýrý bir tutum ve davranýþ olacaktýr.

Kaynak: Attilâ Sav, Cumhuriyet, 24.4.1981 (Türk Dili Aylýk Dil ve Yazýn Dergisi, Atatürk Özel Sayýsý, Mayýs 1981, Sayý 353, Sayfa 799-802.)
[/color:c51b4d39ff]

[/b:c51b4d39ff]
Geschrieben am 30.04.2007 14:36 Uhr

? Auf dieses Thema antworten

? Du bist zurzeit nicht angemeldet. Bitte logge dich ein, um Antworten auf Forenthemen zu verfassen.