?? Foren-bersicht
Ozanlarýmýz,þairlerimiz.aþýklarýmýz
?? ALEVÝ-BEKTAÞÝLÝÐÝN TARÝHÝ KÖKENLERÝ
Dieses Thema hat bisher 113 Aufrufe erhalten.
a
admin
Creator (God)
Dabei seit:
09.07.2026
09.07.2026
ALEVÝ-BEKTAÞÝLÝÐÝN TARÝHÝ KÖKENLERÝ
BEKTAÞÝ-KIZILBAÞ (ALEVÝ) BÖLÜNMESÝ VE NETÝCELERÝ
Bektaþilik ve Alevilik daha doðrusu Kýzýlbaþlýk ayný kökten gelen bir olgudur. Ýkisi, baþlangýçta halk diniydiler. Fakat zamanla, bilhassa XVI. yüz yýldan itibaren bölünmeler oldu ve iki farklý toplum oluþtu. Bir yandan, yerleþik olan, tekkeye baðlý ve az çok örgütlenmiþ Bektaþiler, diðer yandan, köylerde veya kýrlarda oturan ve en eski zamanlardan beri dinleri batini olan Kýzýlbaþ denilen toplumlar.
Bu Kýzýlbaþ toplumlarýn, Osmanlý belgelerinde, doðrudan doðruya belirgin bir isimi bile yoktu. Onlara ZINDIK, RAFÝZÝ, MÜLHÝT gibi kötüleyici adlar veriliyordu. Sonra onlarý kökenbilim bakýmýndan yanlýþ olan "Alevi" sözcüðüyle adlandýrmaya baþladýlar.
Bektaþiliði belirtmeye çalýþýrsak, Bektaþilik her þeyden evvel bir Türk halk dini olduðunu söyleyebiliriz.
XIII. Asýrdan itibaren Anadolu'da geliþmeye baþladý. Sonraki asýrlar boyunca baðdaþtýrmacý yapýsýnda bazý yabancý unsurlar yer aldýysa da, Bektaþiliði Türk kökenlerinden ayýrmak mümkün deðildir.
Bektaþilik, Hacý Bektaþ Velinin etrafýnda belirginleþmiþ bir öðretidir. Hacý Bektaþ ise, efsaneleþmiþ büyüleyici bir kiþidir. Keramet sahibi ve mucize yaratan bir kiþi gibi görünüyor. Öyle olduðu için, onu Þii'lerin sekizinci Ýmamýna, dolayýsýyla da soyunu Peygambere kadar çýkarmak mümkündür. Fakat, bu eklentiler asýrlar boyunca meydana gelmiþtir. Gerçeklikte ise, Hacý Bektaþ doðduðu ortamdan, yani Orta Asya'dan gelen ve Anadolu'ya göç eden Türkmen boylarýndan ayýrmak imkansýzdýr.
Bununla birlikte, Hacý Bektaþ'ýn þöhreti ilk önce ayný soydan gelen ilk Osmanlý Sultanlarý'nýn kendisine gösterdikleri ilgiye baðlýdýr.
Bektaþilik, Anadolu'da geliþmesine raðmen, onun kökenleri daha eski zamanlara dayanýyor.
Halk geleneðine göre, Hacý Bektaþ, Orta Asya Velisi Ahmet Yesevi'nin müridi olmuþtur. Bu ise gerçeðe aykýrýdýr. Çünkü Ahmed Yesevi'yi, Hacý Bektaþ'tan bir asýr evvel, yani XII. yüzyýlda, Yesi'de, þimdiki adýyla Türkistan'da - Kazakistan'da yaþamýþ ve oradaki Türkmen boylarýna Ýslam dinini öðretmiþ bir kiþi olarak biliyoruz.
Ahmed Yesevi, Buhara gibi Ýslam kültürünü yaygýnlaþtýran meþhur bir kültür merkezinde okumuþ, Hanefi ulemasý olan Þeyh Yusuf Hamadani'nin müridi olmuþtur. Fakat buna raðmen, yurttaþlarý olan göçmen Türkmenleri arasýnda yaþamayý tercih etmiþ ve onlara Ýslam’ý yaymýþtýr.
Ahmet Yesevi ve Hacý Bektaþ arasýnda tarihsel baðlar olmamasýna raðmen, yine de, Hacý Bektaþ’ýn, Anadolu'da Ahmet Yesevi’nin orta Asya'daki rolünü devam ettirdiðini söyleyebiliriz.
Gerçekten de Hacý Bektaþ, Anadolu’ya göç eden Türkmen boylarýna Ýslam dinini yaymaya çalýþmýþtýr. Ahmet Yesevi gibi, bu dini, göç eden kavimlerin anlayýþý ve geleneklerine uyarlamaya çalýþmýþtýr.
O nedenle, Bektaþiliðin manevi kökenlerini orta Asya'ya kadar götürmek mümkündür. Ve Bektaþilik bir dereceye kadar Ahmet Yesevi öðretisinin devamý olarak kabul edilebilir.
Bununla birlikte, din kavramý canlý bir öðe olmasý nedeniyle, yeni bir ortamda farklý geliþmelere ve farklý deðiþikliklere uðrayacaktýr. Az veya çok, yerleþtiði ortamýn etkilerine uyacaktýr.
Böylece, süreç içinde, Bektaþilik bir dini senkretizm, yani bir baðdaþtýrmacýlýk þeklini alacaktýr. Baðdaþtýrmacýlýk, dýþarýdan gelen yeni öðelere de açýk olacaktýr. Bir taraftan, yerleþtiði yeni ortamdan gelen inançlar ve gelenekler, diðer yandan tarihi ve toplumsal olaylara ait etkiler iz býrakacaktýr.
Bu savýmýza örnek olarak, Ahi teþkilatýnýn veya Hurufîlik gibi dýþardan gelen inançlarýn etkilerini gösterebiliriz. Ayný þekilde, özellikle Anadolu tarihinde önemli bir yeri olan Türk-Safavi çatýþmalarýnýn sonucu ortaya çýkan Kýzýlbaþ hareketini de örnek gösterebiliriz.
Bu son olay, kesin bir sonuç ortaya çýkardý. XVI. yüzyýldan sonra, Bektaþi hareketinde bir bölünmeyi görüyoruz. Baþlangýçta, Anadolu halk dini gibi görünen bu hareket ikiye bölündü: Bir taraftan Bektaþilik, diðer yandan Kýzýlbaþlýk.
Oldukça yakýn bir zamanda, yani son asrýn baþýnda, Kýzýlbaþlýk ismi yerine Alevilik sýfatý kullanýlmaya baþlandý.
Bu genel bir giriþten sonra, her tebliðimde belirttiðim neticeleri tekrarlamaya mecburum. Zira araþtýrdýðým konu, hep ayný konudur. Ve gerçeði deðiþtirmek olanaklý deðildir. Tekrarlamalar olmasýna raðmen, yine de her seferinde çýkardýðým sonuçlara, yeni öðeler eklemek zorundayým. Çünkü konuyu derinden inceleyince, her seferinde, o ana kadar keþf edilmeyen yeni ayrýntýlar ortaya çýkýyor. Þüphesiz konunun özü deðiþmiyor, ancak ayrýntýlar bu öze yeni zenginlikler kazandýrýyor.
Hacý Bektaþ, bilindiði gibi XIII. yüzyýlda, Baba Ýlyas'ýn izinde ortaya çýkýyor. Baba Ýlyas, ünlü Baba-i Ýsyanlarýnýn lideridir. Tarihi kaynaklar onun hakkýnda kesin bilgiler vermektedirler.
XIV. yüzyýl tarihçesi Elvan Çelebi ve XV. yüzyýl tarihçesi Aþýk Paþazade, her ikisi, Hacý Bektaþý, Baba Ýlyas'ýn müridi olduðunu yazmaktadýrlar. Þeyh Eflaki de ayýn bilgileri aktarmaktadýr.
Baba Ýlyas ve taraftarlarý, 1230 civarýnda "Horasan"dan, yani Orta Asya'dan Anadolu'ya gelmiþlerdir.
Baba Ýlyas'ý inceleyen ünlü Fransýz tarihçisi Claude Cahen, Baba Ýlyas ve taraflarýnýn belki de Harezmilerle birlikte, Moðollardan kaçýp Anadolu'ya geldiklerini düþünüyordu. Bu sav doðru olabilir. Bu tespitten hareketle, onlarýn Mevaraun nehri yöresinden, yani Ahmet Yesevi'nin yaþadýðý bölgeden gelmiþ olabilecekleri sonucunu çýkarabiliriz.
Öyleyse, Hacý Bektaþý, Ahmet Yesevi'ye baðlamak yanlýþ olmayacaktýr. O zaman da, halk gelenekleri, belirli ölçülerde, haklýlýk payý kazanacaklardýr.
Hacý Bektaþ Baba-i isyanlarýna iþtirak etmiþtir. Kardeþi Mintaç ise bu olaylarda þehit olmuþtur.
Fakat tarihi kaynaklar, Hacý Bektaþ'ýn bu isyanlarýn son bölümüne ve Malya'daki savaþa kesin olarak katýlmadýðýný göstermektedirler. Hacý Bektaþ, bir müddet saklý kaldýktan sonra, Suluca Karaöyük'te bugünkü adýyla Hacý Bektaþ kasabasýnda ortaya çýkmýþ ve orada Çepni bir boy arasýnda yaþamýþtýr. Bir derviþ hayatýný sürdürmüþtür. Kendisi Çepni olmadýðý için, Vilayetnamesinde bazý çatýþmalardan bahsedilmektedir.
Sözü edilen Çepni boyu, onu kabul etmiþ ve benimsemiþtir. Hacý Bektaþ bir aziz gibi yaþamýþ ve keramet sahibi olduðu söylenir. Saygý ve sevgiye layýk bir veli olmuþtur. Etrafýnda çok taraftarý olmasýna raðmen, Hacý Bektaþ mürit edinmeye çalýþmamýþtýr. Bu gerçeði, Aþýkpaþazade'nin yazdýðý Tarih eserlerinden biliyoruz.
Hacý Bektaþ, kerametlerini bir kadýna Kadýncýk Ana'ya aktarmýþtýr. Kadýncýk Ana, Aþýkpaþazade'ye göre, onun evlatlýk kýzýdýr, Vilayetname'ye göre de manevi karýsýdýr. Ama, ne olursa olsun, Kadýncýk Ana bir Bacýyan'i Rum’dur. Bacýyan'i Rum, o zaman ki dört toplumsal sýnýflardan biriydi. Ve bir kadýn teþkilatýydý. Kadýncýk Ana, bu toplumsal yapýnýn önemli bir þahsiyetiydi.
Kadýncýk Ana, XIV. asýrda yaþamýþtýr. O devir, Osmanlý Ýmparatorluðunun büyük zaferleri dönemidir. Bir çok Bektaþi derviþi, ilk Osmanlý Sultanlarýnýn zaferlerine katýlmýþ, kimileri gazi olmuþlardýr. Abdal Musa, bu derviþ-gaziler arasýndadýr.
Osmanlýlarýn soyu, bilindiði gibi, Oðuzlardan gelmektedir. Kayý boyundandýrlar. O sýrada, Anadolu'da geliþen batýn'i derviþlerin bir çoðu ayný soydan gelmekteydiler. Örneðin, Çepniler, Kayýlar gibi Oðuz soyundandýrlar.
Ýlk Sultanlar döneminde, Abdal derviþler ve Osmanlýlar arasýnda sýký baðlar vardý. XIV. ve XV. yüz yýllarda, ilk Osmanlý Ýmparatorluðu yapýsýnda dört toplumsal sýnýf vard;. Gaziyan’i Rum, Ahýyan’i Rum, Abdalan’i Rum ve Bacýyan’i Rum. / Büyük zaferler döneminde, Osmanlý ordusunda derviþ olan gazilede vardý. Bu derviþler, Abdal olan unvanlarýna, Gazi Unvaný eklemekten gurur duyarlardý. Böylece gazi olan Abdallar Trakya ve Balkanlarýn fetihlerine iþtirak etmiþlerdir. Bunlarýn arasýnda yukarda da iþaret ettiðimiz gibi, Abdal Musa, Geyikli Baba, daha sonralarý Gül Baba ve benzerlerini sayabiliriz.
Hacý Bektaþ'ýn þöhreti, Osmanlýlar arasýnda büyük olmasý gerekir. Çünkü Yeni Çeri ordusu kurulduðu zaman, Yeniçeriler, Pirleri için Hacý Bektaþ'ý seçtiler.
Oruç’a göre Sultan Orhan'ýn kardeþi Ali Paþa, meþayýk yolunu tutmuþ, derviþ olmuþtur. Kardeþine, Yeniçeri ordusunun himayesi için Horasanlý Hacý Bektaþ'ý tavsiye etmiþtir. Bu himaye ancak manevi olabilirdi, çünkü Hacý Bektaþ, ananeye göre, 1271 yýlý civarýnda vefat etmiþtir. Bu, Osmanlý Sultanlarýnýn Bektaþi tarikatýna olan teveccühünü kanýtlamaktadýr.
Bu teveccühün sayesinde, Ýmparatorluðun ilk yýllarýnda, Bektaþi tarikatýnýn üstün bir yeri olduðu görülmektedir. Bektaþilerin þöhreti ve baþarýlarý, Osmanlýlarýn desteklerinden geldi. Onlarýn sayesinde, Bektaþilik en önemli halk tarikatý oldu.
Tabii olarak, o zaman Þii ve aþýrý Þii inançlar henüz Bektaþilik öðretisine girmemiþlerdi. Bu aykýrý inançlar, daha sonra, Bektaþiliðin içine Hurufîlik sokulduðu zaman ve özellikle, ilk safavilerin, örneðin Cüneyd, Haydar ve Þah Ýsmail propagandalarýnýn sonucu ortaya çýktýlar.
Ömer Lütfi Barkan, "Kolonizatör derviþleri" adlý ünlü eserinde, ilk Osmanlý Sultanlarýnýn, derviþleri nasýl kullandýklarýný göstermektedir. Bu derviþlere, feth edilen yerlerde topraklar verildi. Derviþler yerleþik olmuþ, zaviye ve tekke kurmuþlardýr. Ýslam dinini ve Türk medeniyetini buralara yaymýþlardýr. Bu yüzden, Trakya'da ve Balkanlarda Bektaþilik tarikatý çok geliþti. Hacý Bektaþ'ýn ismi Rumeli'de derin izler býraktý.
Trakya'daki en mühim Bektaþi tekkelerinden biri, Edirne civarýnda, Kýzýl Deli Tekkesiydi. Þimdiki Bulgaristan'ýn Deli Orman bölgesinde, Demir Baba tekkesi Otmçin Baba, Akyazýlý Baba tekkesi ve saire.
Bu saydýðýmýz tekkelerin ayrý bir özelliði vardýr, ancak bu, yazýnýn konusu dýþýndadýr.
Bektaþiliði incelemek için, nefesler çok önemli ve ciddi bir kaynaktýr. Bazý nefeslerde, Hacý Bektaþ'ýn ismi Rumeli'nin fethi ile baðlý görünüyor. Sizlere iki örnek sunacaðým. Her ikisi de Kul Himmet'in nefesleridir. Kul Himmet XVI. yüzyýlda yaþamýþ bir þairdir. Pir Sultan'ýn yakýný olduðu söyleniyor. Çok tanýnmýþ bu nefesinde Kul Himmet'ten anlamlý mýsralarý buluyoruz;
"Seher vakti Þah kervaný gidiyor,
Anun katarýndan ayýrma bizi..."
"Urunu inþad eden Bektaþ'i Veli,
Anun katarýndan ayrýma bizi..."
(Ýsmail Uzunlu, Antoloji, II, 349-350)
Ayýn'i Cem'de bu mýsra, bazen þöyle söylenmektedir:
"Urum'u fetih etti Bektaþ'i Veli"
Baþka bir nefesinde;
"Hacý Bektaþ tekkesine gireli,
Derviþleri gül göründü gözüme"
Yine Kul Himmet diyor ki;
"Hacý Bektaþ vatan tutmuþ Urumdan"
(Antoloji, II, 334-335)
Bu iki misalde, Hacý Bektaþ, ya Rum'u feth etmiþ gibi, veya irþad etmiþ gibi görünüyor.
Þimdiye kadar soruna genel olarak baktýk.
Bektaþilik ve Alevilik daha doðrusu Kýzýlbaþlýk ayný kökten gelen bir olgudur. Ýkisi, baþlangýçta halk diniydiler. Fakat zamanla, bilhassa XVI. yüz yýldan itibaren bölünmeler oldu ve iki farklý toplum oluþtu. Bir yandan, yerleþik olan, tekkeye baðlý ve az çok örgütlenmiþ Bektaþiler, diðer yandan, köylerde veya kýrlarda oturan ve en eski zamanlardan beri dinleri batini olan Kýzýlbaþ denilen toplumlar.
Bu Kýzýlbaþ toplumlarýn, Osmanlý belgelerinde, doðrudan doðruya belirgin bir isimi bile yoktu. Onlara ZINDIK, RAFÝZÝ, MÜLHÝP gibi kötüleyici adlar veriliyordu. Sonra onlarý kökenbilim bakýmýndan yanlýþ olan "Alevi" sözcüðüyle adlandýrmaya baþladýlar.
Kýzýlbaþ ismi Þah Ýsmail'in babasý Þeyh Haydar (1460-1488) zamanýnda belirmiþtir. Doðu Anadolu ve Azerbaycan Türkmen aþiretlerinden gelen, Safavi taraftarlarýna Kýzýlbaþ deniliyordu. Sebebi, baþlarýna taktýklarý kýzýl külahlardan kaynaklanýyor. Bu 12 yönlü Külaha Tac'i Haydar derlerdi.
Kýzýlbaþ denilen toplumlar bir çok isyan hareketlerine karýþtýklarý için, Kýzýlbaþ kelimesi Osmanlý belgelerinde kötüleyici bir anlamla yüklenmiþ, o nedenle, oldukça yeni bir geçmiþte Kýzýlbaþ yerine Alevi sözcüðü kullanýlmaya baþlanmýþtýr. Ali'ye aþýrý bir sevgi, hatta tapýnmaya kadar giden bir sevgi gösterdikleri için, onlara "Alevi" derlerdi. Ýran'da ise Ali'ye tapanlara "Ali-Ýlahi" denir. Alevi ise, Ali soyundan gelen, yani Seyyit olanlara denilir. Yukarda deðindiðimiz gibi, bu sözcük kökenbilim açýsýndan yanlýþtýr.
Dana önce de açýkladýðýmýz gibi, Trakya da ve Balkan ülkelerinde, özellikle Arnavud elinde, Bektaþiliðin etkisi çok büyüktü. Hatta, II. Sultan Abdülhamit döneminde Arnavud elinde, Bektaþilik resmi din olarak önerilmiþ, ancak Sultan Abdülhamid doðal olarak ve þiddetli bir þekilde, buna karþý çýkmýþtýr.
Trakya ve Balkanlar, Osmanlý Ýmparatorluðunun egemenliðinde kaldýðý dönem içinde, Bektaþilik, Alevilikten daha üstün bir konum elde etmiþtir. Kimi Jön Türkler Bektaþi olduklarý için, Bektaþiler ülkenin aydýnlarý ve ilericileri arasýnda yer almýþlardýr.
Sözü edilen ülkelerin Türkiye'den baðýmsýz olmalarýndan sonra, Alevilik, Bektaþilikten daha önemli bir konum kazandý. Günümüzde, Alevilik öne çýkmýþtýr. Bektaþilik arka plana itilmiþtir.
Öyle de olsa, unutmamalýyýz ki, Bektaþilik ve Alevilik öz olarak ayný olgudur. Onlarý birbirlerinden ayýrmak olanaklý deðildir.
Prof. Irène Melikoff
ALINTIDIR
BEKTAÞÝ-KIZILBAÞ (ALEVÝ) BÖLÜNMESÝ VE NETÝCELERÝ
Bektaþilik ve Alevilik daha doðrusu Kýzýlbaþlýk ayný kökten gelen bir olgudur. Ýkisi, baþlangýçta halk diniydiler. Fakat zamanla, bilhassa XVI. yüz yýldan itibaren bölünmeler oldu ve iki farklý toplum oluþtu. Bir yandan, yerleþik olan, tekkeye baðlý ve az çok örgütlenmiþ Bektaþiler, diðer yandan, köylerde veya kýrlarda oturan ve en eski zamanlardan beri dinleri batini olan Kýzýlbaþ denilen toplumlar.
Bu Kýzýlbaþ toplumlarýn, Osmanlý belgelerinde, doðrudan doðruya belirgin bir isimi bile yoktu. Onlara ZINDIK, RAFÝZÝ, MÜLHÝT gibi kötüleyici adlar veriliyordu. Sonra onlarý kökenbilim bakýmýndan yanlýþ olan "Alevi" sözcüðüyle adlandýrmaya baþladýlar.
Bektaþiliði belirtmeye çalýþýrsak, Bektaþilik her þeyden evvel bir Türk halk dini olduðunu söyleyebiliriz.
XIII. Asýrdan itibaren Anadolu'da geliþmeye baþladý. Sonraki asýrlar boyunca baðdaþtýrmacý yapýsýnda bazý yabancý unsurlar yer aldýysa da, Bektaþiliði Türk kökenlerinden ayýrmak mümkün deðildir.
Bektaþilik, Hacý Bektaþ Velinin etrafýnda belirginleþmiþ bir öðretidir. Hacý Bektaþ ise, efsaneleþmiþ büyüleyici bir kiþidir. Keramet sahibi ve mucize yaratan bir kiþi gibi görünüyor. Öyle olduðu için, onu Þii'lerin sekizinci Ýmamýna, dolayýsýyla da soyunu Peygambere kadar çýkarmak mümkündür. Fakat, bu eklentiler asýrlar boyunca meydana gelmiþtir. Gerçeklikte ise, Hacý Bektaþ doðduðu ortamdan, yani Orta Asya'dan gelen ve Anadolu'ya göç eden Türkmen boylarýndan ayýrmak imkansýzdýr.
Bununla birlikte, Hacý Bektaþ'ýn þöhreti ilk önce ayný soydan gelen ilk Osmanlý Sultanlarý'nýn kendisine gösterdikleri ilgiye baðlýdýr.
Bektaþilik, Anadolu'da geliþmesine raðmen, onun kökenleri daha eski zamanlara dayanýyor.
Halk geleneðine göre, Hacý Bektaþ, Orta Asya Velisi Ahmet Yesevi'nin müridi olmuþtur. Bu ise gerçeðe aykýrýdýr. Çünkü Ahmed Yesevi'yi, Hacý Bektaþ'tan bir asýr evvel, yani XII. yüzyýlda, Yesi'de, þimdiki adýyla Türkistan'da - Kazakistan'da yaþamýþ ve oradaki Türkmen boylarýna Ýslam dinini öðretmiþ bir kiþi olarak biliyoruz.
Ahmed Yesevi, Buhara gibi Ýslam kültürünü yaygýnlaþtýran meþhur bir kültür merkezinde okumuþ, Hanefi ulemasý olan Þeyh Yusuf Hamadani'nin müridi olmuþtur. Fakat buna raðmen, yurttaþlarý olan göçmen Türkmenleri arasýnda yaþamayý tercih etmiþ ve onlara Ýslam’ý yaymýþtýr.
Ahmet Yesevi ve Hacý Bektaþ arasýnda tarihsel baðlar olmamasýna raðmen, yine de, Hacý Bektaþ’ýn, Anadolu'da Ahmet Yesevi’nin orta Asya'daki rolünü devam ettirdiðini söyleyebiliriz.
Gerçekten de Hacý Bektaþ, Anadolu’ya göç eden Türkmen boylarýna Ýslam dinini yaymaya çalýþmýþtýr. Ahmet Yesevi gibi, bu dini, göç eden kavimlerin anlayýþý ve geleneklerine uyarlamaya çalýþmýþtýr.
O nedenle, Bektaþiliðin manevi kökenlerini orta Asya'ya kadar götürmek mümkündür. Ve Bektaþilik bir dereceye kadar Ahmet Yesevi öðretisinin devamý olarak kabul edilebilir.
Bununla birlikte, din kavramý canlý bir öðe olmasý nedeniyle, yeni bir ortamda farklý geliþmelere ve farklý deðiþikliklere uðrayacaktýr. Az veya çok, yerleþtiði ortamýn etkilerine uyacaktýr.
Böylece, süreç içinde, Bektaþilik bir dini senkretizm, yani bir baðdaþtýrmacýlýk þeklini alacaktýr. Baðdaþtýrmacýlýk, dýþarýdan gelen yeni öðelere de açýk olacaktýr. Bir taraftan, yerleþtiði yeni ortamdan gelen inançlar ve gelenekler, diðer yandan tarihi ve toplumsal olaylara ait etkiler iz býrakacaktýr.
Bu savýmýza örnek olarak, Ahi teþkilatýnýn veya Hurufîlik gibi dýþardan gelen inançlarýn etkilerini gösterebiliriz. Ayný þekilde, özellikle Anadolu tarihinde önemli bir yeri olan Türk-Safavi çatýþmalarýnýn sonucu ortaya çýkan Kýzýlbaþ hareketini de örnek gösterebiliriz.
Bu son olay, kesin bir sonuç ortaya çýkardý. XVI. yüzyýldan sonra, Bektaþi hareketinde bir bölünmeyi görüyoruz. Baþlangýçta, Anadolu halk dini gibi görünen bu hareket ikiye bölündü: Bir taraftan Bektaþilik, diðer yandan Kýzýlbaþlýk.
Oldukça yakýn bir zamanda, yani son asrýn baþýnda, Kýzýlbaþlýk ismi yerine Alevilik sýfatý kullanýlmaya baþlandý.
Bu genel bir giriþten sonra, her tebliðimde belirttiðim neticeleri tekrarlamaya mecburum. Zira araþtýrdýðým konu, hep ayný konudur. Ve gerçeði deðiþtirmek olanaklý deðildir. Tekrarlamalar olmasýna raðmen, yine de her seferinde çýkardýðým sonuçlara, yeni öðeler eklemek zorundayým. Çünkü konuyu derinden inceleyince, her seferinde, o ana kadar keþf edilmeyen yeni ayrýntýlar ortaya çýkýyor. Þüphesiz konunun özü deðiþmiyor, ancak ayrýntýlar bu öze yeni zenginlikler kazandýrýyor.
Hacý Bektaþ, bilindiði gibi XIII. yüzyýlda, Baba Ýlyas'ýn izinde ortaya çýkýyor. Baba Ýlyas, ünlü Baba-i Ýsyanlarýnýn lideridir. Tarihi kaynaklar onun hakkýnda kesin bilgiler vermektedirler.
XIV. yüzyýl tarihçesi Elvan Çelebi ve XV. yüzyýl tarihçesi Aþýk Paþazade, her ikisi, Hacý Bektaþý, Baba Ýlyas'ýn müridi olduðunu yazmaktadýrlar. Þeyh Eflaki de ayýn bilgileri aktarmaktadýr.
Baba Ýlyas ve taraftarlarý, 1230 civarýnda "Horasan"dan, yani Orta Asya'dan Anadolu'ya gelmiþlerdir.
Baba Ýlyas'ý inceleyen ünlü Fransýz tarihçisi Claude Cahen, Baba Ýlyas ve taraflarýnýn belki de Harezmilerle birlikte, Moðollardan kaçýp Anadolu'ya geldiklerini düþünüyordu. Bu sav doðru olabilir. Bu tespitten hareketle, onlarýn Mevaraun nehri yöresinden, yani Ahmet Yesevi'nin yaþadýðý bölgeden gelmiþ olabilecekleri sonucunu çýkarabiliriz.
Öyleyse, Hacý Bektaþý, Ahmet Yesevi'ye baðlamak yanlýþ olmayacaktýr. O zaman da, halk gelenekleri, belirli ölçülerde, haklýlýk payý kazanacaklardýr.
Hacý Bektaþ Baba-i isyanlarýna iþtirak etmiþtir. Kardeþi Mintaç ise bu olaylarda þehit olmuþtur.
Fakat tarihi kaynaklar, Hacý Bektaþ'ýn bu isyanlarýn son bölümüne ve Malya'daki savaþa kesin olarak katýlmadýðýný göstermektedirler. Hacý Bektaþ, bir müddet saklý kaldýktan sonra, Suluca Karaöyük'te bugünkü adýyla Hacý Bektaþ kasabasýnda ortaya çýkmýþ ve orada Çepni bir boy arasýnda yaþamýþtýr. Bir derviþ hayatýný sürdürmüþtür. Kendisi Çepni olmadýðý için, Vilayetnamesinde bazý çatýþmalardan bahsedilmektedir.
Sözü edilen Çepni boyu, onu kabul etmiþ ve benimsemiþtir. Hacý Bektaþ bir aziz gibi yaþamýþ ve keramet sahibi olduðu söylenir. Saygý ve sevgiye layýk bir veli olmuþtur. Etrafýnda çok taraftarý olmasýna raðmen, Hacý Bektaþ mürit edinmeye çalýþmamýþtýr. Bu gerçeði, Aþýkpaþazade'nin yazdýðý Tarih eserlerinden biliyoruz.
Hacý Bektaþ, kerametlerini bir kadýna Kadýncýk Ana'ya aktarmýþtýr. Kadýncýk Ana, Aþýkpaþazade'ye göre, onun evlatlýk kýzýdýr, Vilayetname'ye göre de manevi karýsýdýr. Ama, ne olursa olsun, Kadýncýk Ana bir Bacýyan'i Rum’dur. Bacýyan'i Rum, o zaman ki dört toplumsal sýnýflardan biriydi. Ve bir kadýn teþkilatýydý. Kadýncýk Ana, bu toplumsal yapýnýn önemli bir þahsiyetiydi.
Kadýncýk Ana, XIV. asýrda yaþamýþtýr. O devir, Osmanlý Ýmparatorluðunun büyük zaferleri dönemidir. Bir çok Bektaþi derviþi, ilk Osmanlý Sultanlarýnýn zaferlerine katýlmýþ, kimileri gazi olmuþlardýr. Abdal Musa, bu derviþ-gaziler arasýndadýr.
Osmanlýlarýn soyu, bilindiði gibi, Oðuzlardan gelmektedir. Kayý boyundandýrlar. O sýrada, Anadolu'da geliþen batýn'i derviþlerin bir çoðu ayný soydan gelmekteydiler. Örneðin, Çepniler, Kayýlar gibi Oðuz soyundandýrlar.
Ýlk Sultanlar döneminde, Abdal derviþler ve Osmanlýlar arasýnda sýký baðlar vardý. XIV. ve XV. yüz yýllarda, ilk Osmanlý Ýmparatorluðu yapýsýnda dört toplumsal sýnýf vard;. Gaziyan’i Rum, Ahýyan’i Rum, Abdalan’i Rum ve Bacýyan’i Rum. / Büyük zaferler döneminde, Osmanlý ordusunda derviþ olan gazilede vardý. Bu derviþler, Abdal olan unvanlarýna, Gazi Unvaný eklemekten gurur duyarlardý. Böylece gazi olan Abdallar Trakya ve Balkanlarýn fetihlerine iþtirak etmiþlerdir. Bunlarýn arasýnda yukarda da iþaret ettiðimiz gibi, Abdal Musa, Geyikli Baba, daha sonralarý Gül Baba ve benzerlerini sayabiliriz.
Hacý Bektaþ'ýn þöhreti, Osmanlýlar arasýnda büyük olmasý gerekir. Çünkü Yeni Çeri ordusu kurulduðu zaman, Yeniçeriler, Pirleri için Hacý Bektaþ'ý seçtiler.
Oruç’a göre Sultan Orhan'ýn kardeþi Ali Paþa, meþayýk yolunu tutmuþ, derviþ olmuþtur. Kardeþine, Yeniçeri ordusunun himayesi için Horasanlý Hacý Bektaþ'ý tavsiye etmiþtir. Bu himaye ancak manevi olabilirdi, çünkü Hacý Bektaþ, ananeye göre, 1271 yýlý civarýnda vefat etmiþtir. Bu, Osmanlý Sultanlarýnýn Bektaþi tarikatýna olan teveccühünü kanýtlamaktadýr.
Bu teveccühün sayesinde, Ýmparatorluðun ilk yýllarýnda, Bektaþi tarikatýnýn üstün bir yeri olduðu görülmektedir. Bektaþilerin þöhreti ve baþarýlarý, Osmanlýlarýn desteklerinden geldi. Onlarýn sayesinde, Bektaþilik en önemli halk tarikatý oldu.
Tabii olarak, o zaman Þii ve aþýrý Þii inançlar henüz Bektaþilik öðretisine girmemiþlerdi. Bu aykýrý inançlar, daha sonra, Bektaþiliðin içine Hurufîlik sokulduðu zaman ve özellikle, ilk safavilerin, örneðin Cüneyd, Haydar ve Þah Ýsmail propagandalarýnýn sonucu ortaya çýktýlar.
Ömer Lütfi Barkan, "Kolonizatör derviþleri" adlý ünlü eserinde, ilk Osmanlý Sultanlarýnýn, derviþleri nasýl kullandýklarýný göstermektedir. Bu derviþlere, feth edilen yerlerde topraklar verildi. Derviþler yerleþik olmuþ, zaviye ve tekke kurmuþlardýr. Ýslam dinini ve Türk medeniyetini buralara yaymýþlardýr. Bu yüzden, Trakya'da ve Balkanlarda Bektaþilik tarikatý çok geliþti. Hacý Bektaþ'ýn ismi Rumeli'de derin izler býraktý.
Trakya'daki en mühim Bektaþi tekkelerinden biri, Edirne civarýnda, Kýzýl Deli Tekkesiydi. Þimdiki Bulgaristan'ýn Deli Orman bölgesinde, Demir Baba tekkesi Otmçin Baba, Akyazýlý Baba tekkesi ve saire.
Bu saydýðýmýz tekkelerin ayrý bir özelliði vardýr, ancak bu, yazýnýn konusu dýþýndadýr.
Bektaþiliði incelemek için, nefesler çok önemli ve ciddi bir kaynaktýr. Bazý nefeslerde, Hacý Bektaþ'ýn ismi Rumeli'nin fethi ile baðlý görünüyor. Sizlere iki örnek sunacaðým. Her ikisi de Kul Himmet'in nefesleridir. Kul Himmet XVI. yüzyýlda yaþamýþ bir þairdir. Pir Sultan'ýn yakýný olduðu söyleniyor. Çok tanýnmýþ bu nefesinde Kul Himmet'ten anlamlý mýsralarý buluyoruz;
"Seher vakti Þah kervaný gidiyor,
Anun katarýndan ayýrma bizi..."
"Urunu inþad eden Bektaþ'i Veli,
Anun katarýndan ayrýma bizi..."
(Ýsmail Uzunlu, Antoloji, II, 349-350)
Ayýn'i Cem'de bu mýsra, bazen þöyle söylenmektedir:
"Urum'u fetih etti Bektaþ'i Veli"
Baþka bir nefesinde;
"Hacý Bektaþ tekkesine gireli,
Derviþleri gül göründü gözüme"
Yine Kul Himmet diyor ki;
"Hacý Bektaþ vatan tutmuþ Urumdan"
(Antoloji, II, 334-335)
Bu iki misalde, Hacý Bektaþ, ya Rum'u feth etmiþ gibi, veya irþad etmiþ gibi görünüyor.
Þimdiye kadar soruna genel olarak baktýk.
Bektaþilik ve Alevilik daha doðrusu Kýzýlbaþlýk ayný kökten gelen bir olgudur. Ýkisi, baþlangýçta halk diniydiler. Fakat zamanla, bilhassa XVI. yüz yýldan itibaren bölünmeler oldu ve iki farklý toplum oluþtu. Bir yandan, yerleþik olan, tekkeye baðlý ve az çok örgütlenmiþ Bektaþiler, diðer yandan, köylerde veya kýrlarda oturan ve en eski zamanlardan beri dinleri batini olan Kýzýlbaþ denilen toplumlar.
Bu Kýzýlbaþ toplumlarýn, Osmanlý belgelerinde, doðrudan doðruya belirgin bir isimi bile yoktu. Onlara ZINDIK, RAFÝZÝ, MÜLHÝP gibi kötüleyici adlar veriliyordu. Sonra onlarý kökenbilim bakýmýndan yanlýþ olan "Alevi" sözcüðüyle adlandýrmaya baþladýlar.
Kýzýlbaþ ismi Þah Ýsmail'in babasý Þeyh Haydar (1460-1488) zamanýnda belirmiþtir. Doðu Anadolu ve Azerbaycan Türkmen aþiretlerinden gelen, Safavi taraftarlarýna Kýzýlbaþ deniliyordu. Sebebi, baþlarýna taktýklarý kýzýl külahlardan kaynaklanýyor. Bu 12 yönlü Külaha Tac'i Haydar derlerdi.
Kýzýlbaþ denilen toplumlar bir çok isyan hareketlerine karýþtýklarý için, Kýzýlbaþ kelimesi Osmanlý belgelerinde kötüleyici bir anlamla yüklenmiþ, o nedenle, oldukça yeni bir geçmiþte Kýzýlbaþ yerine Alevi sözcüðü kullanýlmaya baþlanmýþtýr. Ali'ye aþýrý bir sevgi, hatta tapýnmaya kadar giden bir sevgi gösterdikleri için, onlara "Alevi" derlerdi. Ýran'da ise Ali'ye tapanlara "Ali-Ýlahi" denir. Alevi ise, Ali soyundan gelen, yani Seyyit olanlara denilir. Yukarda deðindiðimiz gibi, bu sözcük kökenbilim açýsýndan yanlýþtýr.
Dana önce de açýkladýðýmýz gibi, Trakya da ve Balkan ülkelerinde, özellikle Arnavud elinde, Bektaþiliðin etkisi çok büyüktü. Hatta, II. Sultan Abdülhamit döneminde Arnavud elinde, Bektaþilik resmi din olarak önerilmiþ, ancak Sultan Abdülhamid doðal olarak ve þiddetli bir þekilde, buna karþý çýkmýþtýr.
Trakya ve Balkanlar, Osmanlý Ýmparatorluðunun egemenliðinde kaldýðý dönem içinde, Bektaþilik, Alevilikten daha üstün bir konum elde etmiþtir. Kimi Jön Türkler Bektaþi olduklarý için, Bektaþiler ülkenin aydýnlarý ve ilericileri arasýnda yer almýþlardýr.
Sözü edilen ülkelerin Türkiye'den baðýmsýz olmalarýndan sonra, Alevilik, Bektaþilikten daha önemli bir konum kazandý. Günümüzde, Alevilik öne çýkmýþtýr. Bektaþilik arka plana itilmiþtir.
Öyle de olsa, unutmamalýyýz ki, Bektaþilik ve Alevilik öz olarak ayný olgudur. Onlarý birbirlerinden ayýrmak olanaklý deðildir.
Prof. Irène Melikoff
ALINTIDIR
Geschrieben am 21.04.2007 19:08 Uhr
? Auf dieses Thema antworten
? Du bist zurzeit nicht angemeldet. Bitte logge dich ein, um Antworten auf Forenthemen zu verfassen.